<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tedavi Rehberi, Sağlık, Hastalık, Alternatif Tıp, ilaç, Tedaviler, Şifalı Bitkiler, Hastaneler, Eczaneler, Rehberi, Diyet</title>
	<atom:link href="http://www.tedavirehberi.net/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.tedavirehberi.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 15 Jan 2012 12:52:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Tüp Bebek Gelişimi Ve Uygulanması</title>
		<link>http://www.tedavirehberi.net/tup-bebek-gelisimi-ve-uygulanmasi</link>
		<comments>http://www.tedavirehberi.net/tup-bebek-gelisimi-ve-uygulanmasi#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 12:52:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık videoları]]></category>
		<category><![CDATA[Tüp Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[Tüp Bebek Gelişimi Ve Uygulanması]]></category>
		<category><![CDATA[Tüp Bebek Güvenilirmi]]></category>
		<category><![CDATA[Tüp Bebek Kimlere Uygulanır]]></category>
		<category><![CDATA[Tüp Bebek Nasıl Oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[Tüp Bebek Yöntemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavirehberi.net/?p=9155</guid>
		<description><![CDATA[Gelişen modern tıbbın son 30-35 yıl önce literatürümüze sokmuş olduğu bu sağlık terimi çıktığı o dönemden bu yana büyük mesafeler katetmiştir. 30 yıl önce hayalini bile kurmakta zorlandığımız tüp bebek günümüzde sıradan bir cerrahi operasyondan bile kolay hale gelmiş bulunuyor. Tüp bebeğin uygulanması normal şartlarda hamile kalamayan kadınlara uygulanan bir tedavi yöntemi olarak geliştirilmiştir. Tıbbi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://www.saglikbilgileri.net/wp-content/uploads/tup-bebek-nedir-150x150.jpg" class="alignnone" width="150" height="150" />Gelişen modern tıbbın son 30-35 yıl önce literatürümüze sokmuş olduğu bu sağlık terimi çıktığı o dönemden bu yana büyük mesafeler katetmiştir. 30 yıl önce hayalini bile kurmakta zorlandığımız tüp bebek günümüzde sıradan bir cerrahi operasyondan bile kolay hale gelmiş bulunuyor.</p>
<p>Tüp bebeğin uygulanması normal şartlarda hamile kalamayan kadınlara uygulanan bir tedavi yöntemi olarak geliştirilmiştir. Tıbbi anlamda kelimeler yükleyerek kafanızı karıştırmadan yalın bir şekilde anlatır isek kısaca; erkeğin spermi ile kadının yumurtalarının laboratuvar gerektiren tıbbi bir ortam içinde bir araya getirilerek dölleme işine tüp bebek uygulaması adı verilmiştir. Bu uygulama yöntemi ile embriyolar rahime yönlendirilerek gerçekleştirilir. Bu yöntem iki şekilde hayata geçirilir. Birincisi el ortamı ile yapılmaktadır. İkinci yöntem ise mikroenjeksiyon denilen yöntemle yapılır.</p>
<p>Tüp bebek daha önceki yıllarda sadece herhangi bir hastalıktan ötürü veya yapılan bir ameliyat sonrası enfeksiyon kapmış kişilere uygulanırdı. Sonraki yıllarda modern tıbbın bu konuda ilerleme göstermesinden sonra çocuk sahibi olamayan kişilerin hepsinde uygulanır hale getirilmiştir.Yani ne şartlar da olursa olsun hamile kalamayanlar için bile uygulanarak sonuç alınması nerede ise yüzde yüz hale gelmiştir. Tıp bu konuda o kadar büyük mesafeler kat etmiştir ki neredeyse menisinde sperm sayısı sıfır olan kişilerde bile tüp bebek döllenmesi sağlanabilir olmuştur. Yeter ki kısırlık tedavisi gören erkeğin testisinde sperm sayısı yeterli olsun.</p>
<p>Tüp bebek tekniği şu şekilde uygulanır. Erkek ve kadının üreme organlarındaki hücreleri uygun bir ortam yaratılarak 48 saat bekletilir. Bu süreç içinde yumurtaların bir kısmında döllenme hayat bulur. Bu döllenmiş yumurtalar embriyo haline gelir ve sonrasında tüp bebek tedavisi gören kadının rahmine yerleştirilir.Bu uygulama sonucu başarı oranı yüzde 80 gibi ihtimalle başarıya ulaşır. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavirehberi.net/tup-bebek-gelisimi-ve-uygulanmasi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kına Kanseri Önlüyor</title>
		<link>http://www.tedavirehberi.net/kina-kanseri-onluyor</link>
		<comments>http://www.tedavirehberi.net/kina-kanseri-onluyor#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 12:50:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel Sağlık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kına]]></category>
		<category><![CDATA[Kına Kanseri Önlüyor]]></category>
		<category><![CDATA[Kına Nasıl Yakılır]]></category>
		<category><![CDATA[Kına Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Kınanın Önemi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Haberleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavirehberi.net/?p=9153</guid>
		<description><![CDATA[Gaziantep Üniversitesi’nde fareler üzerinde yapılan araştırmada kına, kanser hücresinin büyümesini durdurdu. Yanı sıra kanserle mücadelede önemli rol oynayan enzimlerin ve antioksidan aktivite kapasitesinin de arttığı gözlendi. Gaziantep Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü’nde, Türk kültüründe önemli bir yere sahip olan kınanın bilimsel açıdan kanser üzerindeki etkisi araştırıldı. Çalışmada, kınanın kanseri önlemede de etkili olup olmadığı fareler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://www.saglikbilgileri.net/wp-content/uploads/kina-ve-kanser-150x150.jpg" class="alignnone" width="150" height="150" />Gaziantep Üniversitesi’nde fareler üzerinde yapılan araştırmada kına, kanser hücresinin büyümesini durdurdu. Yanı sıra kanserle mücadelede önemli rol oynayan enzimlerin ve antioksidan aktivite kapasitesinin de arttığı gözlendi.</p>
<p>Gaziantep Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü’nde, Türk kültüründe önemli bir yere sahip olan kınanın bilimsel açıdan kanser üzerindeki etkisi araştırıldı.</p>
<p>Çalışmada, kınanın kanseri önlemede de etkili olup olmadığı fareler üzerinde araştırıldı. Bilimsel olarak daha önce yapılan çalışmalarda mantar rahatsızlığına karşı etkisi olduğu bilinen kınanın kanseri önlemede de etkili olup olmadığını belirlemek için gerçekleştirilen araştırma çerçevesinde, 60 fareye farklı dozlarda 10 gün süreyle ağız yoluyla kına verildi. 10 günün sonunda fareler üzerinde çeşitli kanser parametreleri araştırıldı.<br />
Araştırma sonucunda ”Ehrich Ascite Corcinama” tümörün büyümesinin durduğu tespit edildi. Ayrıca kınanın antioksidan aktivite kapasitesini arttırdığı saptandı. Farelerde, kansere karşı mücadelede önemli rol oynayan enzimlerin arttığı gözlendi.</p>
<p>KANSERLE SAVAŞTA UMUT VERİCİ GELİŞME<br />
Doğal toz yeşil kınanın kullanıldığı araştırma ve sonuçları, International Journal of Pharmacology dergisinde de yayımlandı. Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Özaslan, çalışmanın, çağın hastalığı kansere karşı yeni bitkisel kaynakların umut verici sonuçlar doğurabileceğini ortaya koyduğunu belirtti.<br />
Kına üzerine ileri düzeyde yapılacak araştırmalarla kansere karşı alternatif ilaç olanaklarının geliştirilebileceğini ifade eden Prof. Dr. Özaslan, bu yöndeki bilimsel çalışmalarını sürdüreceklerini kaydetti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavirehberi.net/kina-kanseri-onluyor/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Günlük Tuz Tüketimine Dikkat Edin</title>
		<link>http://www.tedavirehberi.net/gunluk-tuz-tuketimine-dikkat-edin</link>
		<comments>http://www.tedavirehberi.net/gunluk-tuz-tuketimine-dikkat-edin#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 12:48:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Kaliteli Tuz Çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık videoları]]></category>
		<category><![CDATA[Tuz]]></category>
		<category><![CDATA[Tuz Kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[Tuz Nasıl Tüketilmeli]]></category>
		<category><![CDATA[Tuz Ne Kadar Kullanılmalıdır]]></category>
		<category><![CDATA[Yemeklere Tuz Atmalımıyız]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavirehberi.net/?p=9151</guid>
		<description><![CDATA[İnsan vücudu için tuzun vazgeçilmez bir ihtiyaç olduğunu söyleyen sağlık uzmanları; Tuz, besinleri hücrelerin içine taşımaya yardımcı olur, vücudun sıvı ayarını düzenler, tansiyonu ayarlar. Günlük tuz ihtiyacı sadece 500 miligramdır, bu da iki dilim ekmek ve bir bardak süt demektir. Eğer tansiyonunuz normalse ve aşırı kilolu değilseniz, günde 2.400 miligramdan (yaklaşık bir buçuk çay kaşığı) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://www.saglikbilgileri.net/wp-content/uploads/tuz-ihtiyaci-150x150.jpg" class="alignnone" width="150" height="150" />İnsan vücudu için tuzun vazgeçilmez bir ihtiyaç olduğunu söyleyen sağlık uzmanları; Tuz, besinleri hücrelerin içine taşımaya yardımcı olur, vücudun sıvı ayarını düzenler, tansiyonu ayarlar. Günlük tuz ihtiyacı sadece 500 miligramdır, bu da iki dilim ekmek ve bir bardak süt demektir. Eğer tansiyonunuz normalse ve aşırı kilolu değilseniz, günde 2.400 miligramdan (yaklaşık bir buçuk çay kaşığı) fazla tuz tüketmemelisiniz, hipertansiyonunuz varsa bunun üçte birini tüketmelisiniz” dedi.</p>
<p>Birçok insanın günde 5.000 miligram veya daha fazla tuz tükettiğini ve bunun zararlı olabileceğine değinen uzmanlar, ” Tuz, hipertansiyonu olan veya tuza karşı duyarlı kişilerde yüksek tansiyona neden olabilir. Journal of American Medical Association dergisinde yayınlanan bir araştırma; çok fazla tuz tüketiminin, şişman insanlarda kalp hastalıkları riskini arttırdığını göstermiştir. Eğer şişmansanız ve yüksek tansiyonunuz varsa tuz tüketiminiz konusunda doktorunuza danışmalı ve onun tavsiyelerine kulak vermelisiniz” diyerek, tuz kullanımını azaltmak isteyenler için önerilerini sıraladılar;</p>
<p>· Yiyeceklerin etiketlerini okuyun. Tüm işlenmiş yiyeceklerin  tuz içerdiğini unutmayın.<br />
· Porsiyonunda 200 miligramdan az tuz ihtiva eden besinleri tüketin.<br />
· Taze sebze, meyve ve tahıla dayalı bir diyet uygulayın.<br />
· Yemek pişirirken tuzu en son ekleyin. Böylece pişerken koyacağınızdan daha az tuz eklemiş olursunuz, ayrıca buharlaşmaya vakti olmayacağı için tuzun aroması ve tadı daha kalıcı olur.<br />
· Bitki ve baharatları keşfedin. Adaçayı, maydanoz, kekik ve biberiye tabağınızın görüntüsünde büyük fark yaratabilir.<br />
· Tuz kullanmadan aromayı zenginleştirmek için bifteğinizi birayla, tavuk veya hindinizi de şarapla marine edin.<br />
·  Eğer hala tuzsuz yaşayamayacağınızı düşünüyorsanız, tuz yerine kullanılan maddeleri deneyin. Bunlar sodyumdan ziyade potasyumla yapılmıştır. Ancak tuz yerine kullanılan ikamelere başlamadan önce mutlaka doktorunuza danışın. Beslenmenize zengin potasyum katmanız, sağlığınıza ve kullandığınız ilaçlara bağlı olarak problem yaratabilir. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavirehberi.net/gunluk-tuz-tuketimine-dikkat-edin/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vajinal Akıntı Deyip Geçme!</title>
		<link>http://www.tedavirehberi.net/vajinal-akinti-deyip-gecme</link>
		<comments>http://www.tedavirehberi.net/vajinal-akinti-deyip-gecme#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Dec 2011 19:33:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Doç.Dr. Alparslan Baksu]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Vajinal Akıntı]]></category>
		<category><![CDATA[Vajinal Akıntı Hangi Aralıklarla Görülür]]></category>
		<category><![CDATA[Vajinal Akıntı Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Vajinal Akıntı Sakıncalımıdır]]></category>
		<category><![CDATA[Vajinal Akıntı Tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[Vajinal Akıntının Sebepleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavirehberi.net/?p=9145</guid>
		<description><![CDATA[Vaginal akıntı kadınların yaşamları boyunca en sık karşılaştığı yakınmalardan birisidir.Doç.Dr. Alparslan Baksu Kadın doğum polikliniklerindeki hasta başvurularında birinci sırayı oluşturur. Vaginal akıntı yakınmasında genellikle altta bir hastalık söz konusu iken, bazen fizyolojik dediğimiz normal akıntılar da kadınların hekimlere başvurmasına yol açabilir. Yani, her akıntı mutlaka bir hastalığı işaret etmeyebilir. Adet döngüsünün belli dönemlerinde, şeffaf, kokusuz, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://i.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2011/08/24/vajinal-akinti-deyip-gecme--1578709.Jpeg" class="alignnone" width="355" height="341" />Vaginal akıntı kadınların yaşamları boyunca en sık karşılaştığı yakınmalardan birisidir.Doç.Dr. Alparslan Baksu </p>
<p> Kadın doğum polikliniklerindeki hasta başvurularında birinci sırayı oluşturur. Vaginal akıntı yakınmasında genellikle altta bir hastalık söz konusu iken, bazen fizyolojik dediğimiz normal akıntılar da kadınların hekimlere başvurmasına yol açabilir. Yani, her akıntı mutlaka bir hastalığı işaret etmeyebilir. Adet döngüsünün belli dönemlerinde, şeffaf, kokusuz, herhangibir yakınmaya yol açmayan akıntı doğaldır, bir hastalığa işaret etmez. Bu tür akıntılar hormonların etkisiyle oluşur ve kendiliğinden geçer. Bu tür akıntılar için hekime başvurmaya gerek yoktur.</p>
<p> Vaginal akıntıda miktar, akıntının öneminde rol oynamaz. Bazen tamamen normal bir akıntının miktarı fazla olup, kişiyi rahatsız edebilir. Vaginal akıntı renkli (sarı, yeşil), kokulu, beyaz peynir parçaları şeklinde ise, yanma, kaşıntı ve cinsel ilişkide rahatsızlığa yol açıyorsa altta bir patojen etken söz konusudur. Eğer akıntı kanlı, et suyu renginde ise akla kadın organları kanserleri gelmelidir.<br />
 Vaginal akıntıda ilk akla gelen etken enfeksiyon oluşturan mikroplardır. Daha az oranda rahim, rahim ağzı ve yumurtalık kanallarının kanserleri akla gelmelidir.</p>
<p> Akıntının özellikleri (rengi, kokusu ve yoğunluğu) bize hastalığın nedeni hakkında yaklaşık bir bilgi verebilir. Örneğin tricomonas vaginalis enfeksiyonunda yeşil-gri, köpüklü  bir akıntı, şiddetli yanma kaşıntı varken, gardnerella vaginalis enfeksiyonunda kötü (bozuk balık kokusu) kokulu ve gri-beyaz renkli bir akıntı vardır. Mantar enfeksiyonlarında ise beyaz peynir parçaları şeklinde bir akıntı, yoğun yanma ve kaşıntı şikayeti vardır. Yumurtalık kanallarının kanserinde et suyu renkli bir akıntı ve alt karın ağrısı, rahim kanserinde ise menopoz sonrası kanama veya adet dışı kanama şeklinde kendini belli eder. Rahim ağzı kanserinde ilişki sonrası kanama veya kanlı akıntı vardır, hastalığın ileri dönemlerinde bu kanlı akıntı kötü kokulu hale döner. Yani akıntıdaki kötü koku mutlaka bir patolojiyi ifade eder.</p>
<p> Bakteri ve mantarlarla oluşan akıntıların hepsinde kadınla birlikte eş tedavisi gerekmez. Örneğin tricomonas vaginalis enfeksiyonunda eş tedavisi de gerekirken, mantar enfeksiyonlarında genellikle eş tedavisi gerekmez. Akıntı ile birlikte kasık ağrısı ve ateş yüksekliğinin olması iç genital organlarda da enfeksiyon şüphesi uyandırır. Bu durum derhal ciddi bir tedavinin başlanmasını gerektiren sağlık sorunudur. Yine kanlı akıntının kötü kokulu olması rahim ağzı kanserini akla getirmelidir. Buradaki kötü koku dokuların harabiyeti nedeniyledir. Kanlı akıntı ile birlikte alt karın ağrısının olması kadın organ kanserlerini akla getirmeli ve derhal uzman doktora başvurulmalıdır.</p>
<p> Yukarıdaki bilgilerden de anlaşılacağı gibi aslında akıntı birçok hastalığı teşhis etmemizi sağlayan bir belirtidir. Bu nedenle beyaz, şeffaf, kokusuz akıntılar dışındaki bütün akıntılarda derhal bir hekime başvurmalı ve gerekli tedavileri uygulamalıyız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavirehberi.net/vajinal-akinti-deyip-gecme/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zayıflamak Aç Kalmakmıdır?</title>
		<link>http://www.tedavirehberi.net/zayiflamak-ac-kalmakmidir</link>
		<comments>http://www.tedavirehberi.net/zayiflamak-ac-kalmakmidir#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Dec 2011 19:30:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Hızlı Kilo Verme Yöntemleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kilo Verme Yöntemleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Spor Yapmadan Nasıl Kilo Verilir]]></category>
		<category><![CDATA[Zayıflama Yöntemleri]]></category>
		<category><![CDATA[Zayıflamak]]></category>
		<category><![CDATA[Zayıflamak İstiyorum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavirehberi.net/?p=9142</guid>
		<description><![CDATA[Zayıflamak isteyen pek çok kişi, işkence gibi diyetler yapması gerektiğine daha sonrada formunu korumak için de hep aç yaşamaları gerektiğine inanır. Bunun sonucunda da ya tehlikeli, kısa sürede sonuç verecek zayıflama yöntemlerine baş vurur ya da aç kalma korkusuyla vaz geçer. Eğer siz de zayıf olmayı aç kalmakla eş değer görüyorsanız size iyi bir haberim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://i.milliyet.com.tr/Kategori4lu/2011/12/09/zayiflamak-ac-kalmak-degildir-1824255.Jpeg" title="Zayıflamak Ac Kalmak Degildir" class="alignnone" width="298" height="286" />Zayıflamak isteyen pek çok kişi, işkence gibi diyetler yapması gerektiğine daha sonrada formunu korumak için de hep aç yaşamaları gerektiğine inanır. Bunun sonucunda da ya tehlikeli, kısa sürede sonuç verecek zayıflama yöntemlerine baş vurur ya da aç kalma korkusuyla vaz geçer.</p>
<p>Eğer siz de zayıf olmayı aç kalmakla eş değer görüyorsanız size iyi bir haberim var YANILIYORSUNUZ. Size bu konuyla ilgili yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum.</p>
<p>Yıllar önce yeni tanıştığım, oldukça kilolu bir aile tarafından yemeğe davet edilmiştim. Yemek masasının donanımını gördüğümde ailede kilonun genetik bir yaşam tarzı olduğunu hemen anladım. Neredeyse günün üç öğününü bir arada bulmak mükündü. Yemek başladığında herkese ekmek sepeti dolaştırılırken ben &#8221; es&#8221; geçildim. Şaşkınlık içindeydim, niye bana kimse ekmek vermek istemiyordu. Tam o sırada birisi, yüzünde bana muhteşem bir jest yapma gülücüğüyle iki tane grisini uzattı. &#8221; Bunları senin için aldım, seversin diye&#8221; dedi ve arkasından diyet cola veya diyet ayran isteyip istemediğimi sordu. Anlaşılan sofra daha çok benim içindeğil, kendileri için hazırlanmıştı, benim içinde her türlü diyet alternatif sağlanmıştı.</p>
<p>Onlara göre zayıf ( bana göre formda) olmamın sebebi, grisini ve diyet ürünlerle beslenerek aç kalmamdı. V e bu acı bir şeydi, zevksiz hatta çoğu insan için korkutucu bir durum. Kim ister böyle yaşamak, acı çekerek ideal kiloda kalmak. Onlar tamamen buna inanmışlardı, sorgusuz sualsiz benim grisini ve diyet yemeklerle beslendiğimi kabul etmelerinin sebebi buydu. Onlar için ideal kiloda olmanın sırrıydı bu. Kendileri de bu yüzden asla kilo vermeyi istemiyorlardı çünkü onlar için bu çok acı bir şeydi. Zayıf olmayı, ince olmayı &#8221; açlığa ve acıya &#8221; bağlamışlardı. Tek dilekleri daha fazla almadan ve hastalanmadan yaşamaktı ( tabiiki uzun vadede bu mümkün değil). Benim sırrım ise sadece bedenimin ihtiyacı kadar sağlıklı beslenmek ve yeteri kadar hareket etmekti. Ve bu benim dağal halimdi yani yaşam tarzım. Bunun için bir çaba harcamama gerek yoktu, akış böyleydi ( hala da öyle).</p>
<p>Kilolu olmanın sebebi nasıl zihinde yatıyorsa ince ve formda olmanın da sebebi zihinde yatıyor. İdeal kilonuza ulaşmak ve orada kalmaya devam etmek için siz de aç kalmanız gerektiğine inanıyorsanız bu düşüncenizi bir an önce değiştirin. Eğer bunun böyle olmadığını görmek isterseniz, etrafınızda pek çok örnek görmeye başlarsınız. Bu arada &#8221; ama onların metabolizması hızlı, benimki yavaş&#8221; diye bir şeyler mırıldanıyorsanız, bu da değiştirmeniz gereken olumsuz bir inanç. Yeme ve hareket alışkanlıklarınızı değiştirerek metabolizmanızı hızlandırabilirsiniz.</p>
<p>Sonuç olarak etrafınızdaki, yıllardır ideal kiloda olan insanları inceleyin, dikkatlice bakın, aç kalmadıklarını göreceksiniz.</p>
<p>Sevgiyle ve sağlıkla ilerleyin&#8230;</p>
<p>Arzu Bıyıklıoğlu</p>
<p>NLP Uzmanı ve Yaşam Koçu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavirehberi.net/zayiflamak-ac-kalmakmidir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Burundan Nefes Alın!</title>
		<link>http://www.tedavirehberi.net/burundan-nefes-alin</link>
		<comments>http://www.tedavirehberi.net/burundan-nefes-alin#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Dec 2011 19:27:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Burundan Nefes Almak]]></category>
		<category><![CDATA[Grip Olmamak İçin Öneriler]]></category>
		<category><![CDATA[Kirli Havalarda Ne Yapılmalı]]></category>
		<category><![CDATA[Nefes Darlığı Nasıl Oluşur]]></category>
		<category><![CDATA[Nefes Darlığı Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Soğuk Havalarda Nasıl Giyinmeliyiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavirehberi.net/?p=9140</guid>
		<description><![CDATA[Uzmanlar, kirli havalarda ağızdan alınan nefesle birlikte, kirli havanın boğazda tahriş yaparak, akciğere kadar ilerlediğini ve bazı hastalıklara da davetiye çıkardığını bildirdi.Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Emin Maden, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kış aylarında soğuk hava nedeni ile sobalarda ve kaloriferlerde kullanılan kalitesiz kömür ve egzoz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://i.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2011/12/08/burundan-nefes-alin--1821136.Jpeg" class="alignnone" width="298" height="286" />Uzmanlar, kirli havalarda ağızdan alınan nefesle birlikte, kirli havanın boğazda tahriş yaparak, akciğere kadar ilerlediğini ve bazı hastalıklara da davetiye çıkardığını bildirdi.Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Emin Maden, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kış aylarında soğuk hava nedeni ile sobalarda ve kaloriferlerde kullanılan kalitesiz kömür ve egzoz dumanına bağlı oluşan kirli havanın ciddi solunum sıkıntılarına neden olduğunu belirtti.</p>
<p>Özellikle soğuk hava nedeni ile burunda solunan havanın ısıtılması amacıyla, kılcal damarlarda kan akımının yoğunlaştığını ve buna bağlı burun tıkanıklığı ortaya çıktığını dile getiren Maden, &#8220;İnsanlar, havanın soğuk olması nedeniyle, ağzını burnunu kapatıp dışarı çıkıyorlar ve çoğu kez burunda oluşan tıkanıklık nedeniyle nefesi daha çok ağızdan almaya başlıyor. Ağızdan alınan nefes, kirli havanın akciğerlere kadar ilerlemesine, boğazda tahriş yapmasına ve öksürük, nefes darlığı gibi şikayetlerin artmasına neden olur&#8221; dedi.</p>
<p>Hava kirliliğinin, toplum sağlığı için ciddi bir problem olduğunu söyleyen Maden, &#8220;Kirli havaya maruz kalmak, uzun dönemde hem çocuklarda akciğerin gelişimini etkiliyor hem de (kesin verilerle kanıtlanmamakla birlikte) akciğer kanseri gibi hastalıklara da neden oluyor. Özellikle astım hastaları ve kronik bronşiti olan hastalar, mümkün olduğu kadar kirli havalarda dışarı çıkmasınlar&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Hava kirliliğini, havada sülfürdioksit, ozon, azot oksit, kurşun gibi yabancı partiküllerin yoğunluğunun artması olarak tanımlayan Maden, şunları kaydetti:</p>
<p>&#8220;Havadaki kirlilik, birçok solunum yolu hastalıklarının hem kökeninde var, hem de var olan astım, kronik bronşit gibi hava yolu hastalıklarının şiddetlenmesine zemin hazırlamaktadır. Özellikle kış aylarında, kalitesiz kömür yani, enerji seviyesi düşük, kükürt seviyesi yüksek olan kömürlerin yakılması, havadaki kirlilik oranının artmasına neden oluyor. Bu nedenle, özellikle kronik bronşit ve astımı olan hastaların hastaneye başvurusunda belirgin artış oluyor.&#8221;</p>
<p>Sağlıklı kişilerde de nefes darlığına neden oluyor</p>
<p> Hava kirliliğinin, sağlıklı kişilerde de çeşitli rahatsızlıklara neden olacağını ifade eden Maden, hava kirliliğin yoğun olduğu bölgelerde zorunlu olmadıkça dışarı çıkılmaması uyarısında bulundu.</p>
<p>Maden, özellikle çocukların uzun süre kirli havaya maruz kalması durumunda, kirliliğin, akciğerin gelişimini olumsuz yönde etkilediğini aktararak, şöyle devam etti:</p>
<p>&#8220;Kirli hava, sağlıklı kişilerde de solunum fonksiyonlarında belirgin azalmaya, sağlıklı kişilerde dahi nefes darlığına, sinüzit, faranjit gibi üst solunum yolu hastalıklarında artışa neden oluyor. Bunun dışında özellikle çocukların, uzun süre kirli havaya maruz kalması, hem akciğerlerinin gelişimini olumsuz yönde etkiliyor hem de kesin verilerle kanıtlanmamakla birlikte akciğer kanserine neden oluyor.&#8221;</p>
<p>Neler yapılmalı</p>
<p>Özellikle astım ve kronik bronşitli vatandaşların gerekmedikçe dışarıya çıkmamalarını öneren Maden, dışarıya çıkmak zorunda kalınırsa özellikle nefes darlığı sorunu olan hastaların nefeslerini burundan almalarını söyledi.</p>
<p>Kış aylarındaki hava kirliliğinin en önemli sebepleri arasında yer alan kalitesiz kömür yakılmasının yanında, arabaların egzozlarından çıkan dumanın da etkili olduğunu vurgulayan Maden, araç sahiplerinin mutlaka egzoz muayenelerini yaptırması tavsiyesinde bulundu.</p>
<p>&#8220;İç ortam hava kirliliği daha çok tehlikeli&#8221;</p>
<p>Dış ortam hava kirliliği kadar iç ortam hava kirliliğininde tehlikeli olduğunu anımsatan Maden, iç ortam hava kirliliğinin en önemli sebebinin sigara olduğunu dile getirerek, sigaranın başta akciğer kanseri olmak üzere birçok kanser türüne neden olduğunu, ayrıca kronik bronşit gibi hava yolu hastalıklarının en önemli sebebi olduğunu vurguladı.</p>
<p>Ebeveynlerin, özellikle akciğerleri yeni gelişmekte olan küçük yaştaki çocukların yanında sigara içtiklerinde çocukların dumandan ciddi şekilde etkilediği uyarısında da bulunan Maden, &#8220;Anne, baba sigara içtiği zaman çocukların akciğerlerinde ciddi hasar oluşmasına neden oluyor. Dünyada en sık ölüm nedenlerinden birisi akciğer kanseri ve bunun da en önemli sebebi sigara. Vatandaşlarımız, sadece dış havadaki kirliliğinden değil, bunların yanında mutlaka ev içi hava kirliliğine neden olan sigaradan da mutlaka korunması gerekiyor&#8221; dedi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavirehberi.net/burundan-nefes-alin/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sünnetin Faydaları</title>
		<link>http://www.tedavirehberi.net/sunnetin-faydalari</link>
		<comments>http://www.tedavirehberi.net/sunnetin-faydalari#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Nov 2011 14:10:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[fimozis]]></category>
		<category><![CDATA[Kaç Yaşında Sünnet Olunmalı]]></category>
		<category><![CDATA[Neden Sünnet Olmalıyız]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Bedreddin Seçkin]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet Hangi Yaşta Yapılmalı]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet Ne Kadar Doğrudur]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet Olmalımıyız]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnetin Faydaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavirehberi.net/?p=9133</guid>
		<description><![CDATA[Erkek cinsel organına yapılan bir müdahale ile gerçekleştirilen &#8220;sünnet&#8221; ile birçok hastalıktan korunmak ya da yakalanma riskini azaltmak mümkün olabiliyor.Selçuk Üniversitesi Selçuklu Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bedreddin Seçkin, yaptığı açıklamada, erkek cinsel organı penisin baş kısmını kapatan ve prepisyum olarak bilinen derinin cerrahi yöntemlerle kesilerek çıkarılması işleminin &#8220;sünnet&#8221; olarak tanımlandığını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erkek cinsel organına yapılan bir müdahale ile gerçekleştirilen &#8220;sünnet&#8221; ile birçok hastalıktan korunmak ya da yakalanma riskini azaltmak mümkün olabiliyor.Selçuk Üniversitesi Selçuklu Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bedreddin Seçkin, yaptığı açıklamada, erkek cinsel organı penisin baş kısmını kapatan ve prepisyum olarak bilinen derinin cerrahi yöntemlerle kesilerek çıkarılması işleminin &#8220;sünnet&#8221; olarak tanımlandığını söyledi.</p>
<p>Bunun ABD’de en sık uygulanan pediatrik cerrahi işlemi olduğunu belirten Seçkin, dünyada bulunan erkek nüfusunun yaklaşık altıda birin sünnetli olduğunu ifade etti. Sünnet yaptırmadan önce, bir ürolog tarafından muayenenin yapılması gerektiğini anlatan Seçkin, çocuğun muayene sırasında  ürologla kuracağı diyaloğun çok önemli olduğunu vurguladı. Seçkin, sevgi ve hoşgörü ile çocuğun bir yandan bilgilendirilirken, bir yandan da muayene edilebileceğini dile getirerek, ürolojik muayene ile çocuğun o ana kadar fark edilmemiş sorunlarının da belirlenebileceğini söyledi.</p>
<p>Sünnet öncesinde, ailenin çocuğu bu sürece hazırlamasının da önemine değinen Seçkin, ailenin bu hazırlığı tamamlayarak hekime başvurduğunda ürolog ile çocuk arasındaki diyalog ve sonrasında uygulanacak sünnet işleminin çok daha kolay olduğunu ifade etti.</p>
<p>Seçkin, sünnetin hangi yaşta uygun olduğuna ilişkin çeşitli rakamların söz konusu olduğunu anlatarak, son yıllarda yeni doğan döneminde yapılması gerektiğini görüşünün daha yaygın olduğunu belirtti. Bununla birlikte genel kabul ya da görüşün, çocuğun 2 yaş altında veya 6 yaş üzerindeyken yapılması gerektiği yönünde olduğunu dile getiren Seçkin, &#8220;İki yaş altı çocukların gerek ağrı kontrolü ve gerekse sünnet sonrası bakımı nispeten daha kolay olmaktadır. 3-6 yaş arası çocuklarda özellikle psikolojik travma oluşturacağı endişesi ile sünnet önerilmemektedir&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Seçkin, tıbbi zorunluluk olması halinde her yaş grubunda gecikmeksizin sünnet uygulamasının yapılması gerektiğini vurgulayarak, &#8220;Altı yaş sonrası çocukla iyi diyalog kurulabileceğinden ve çocuk iyi ile kötüyü ayırt edebilir kabul edildiğinden yapılması daha uygun olacaktır. Çocuğun,sünnetin niçin yapıldığını algılaması; kendisi, hekim ve aile açısından sürecin daha sıkıntısız geçirilmesini sağlar&#8221; dedi.</p>
<p>&#8220;SÜNNET, ÜROLOG TARAFINDAN YAPILMALI&#8221;</p>
<p>Türkiye’de sertifika sahibi sağlık memurları da dahil olmak üzere pek çok sağlık çalışanının sünnet yapabildiğini anlatan Seçkin, sünnet öncesi ve sonrası oluşabilecek risk faktörleri göz önüne alındığında bir &#8220;ürolog&#8221; tarafından yapılmasının uygun olduğunu söyledi.</p>
<p>Seçkin, sünnetin sadece küçük bir cerrahi işlem olarak algılanmaması, bir &#8220;penis ameliyatı&#8221; olarak düşünülmesi gerektiğini ifade etti. Penis hastalıklarının, çocuklarda ve erişkinlerde cerrahi yöntemle tedavi deneyimine en çok sahip olanların ürologlar olduğuna dikkati çeken Seçkin, &#8220;Bu nedenle, sünnet sonrası oluşan bir problem halinde, üroloğa sevk edilmesinden önce, sünneti başından itibaren bir ürolog yardımı ile gerçekleştirmek en uygun olanıdır. Çünkü, bir problem çıktığında tedaviyi yapacak kişi yine bir ürologdur&#8221; dedi.</p>
<p>&#8220;GENEL YA DA LOKAL ANESTEZİ İLE YAPILIYOR&#8221;</p>
<p>Anestezi uygulamasının ailelerde çekince yaratabildiğini aktaran Seçkin, günümüzde gelişmiş anestezi teknikleri ile yeni doğanın, hatta anne karnındaki bebeğin dahi ameliyat edilebildiğini söyledi.</p>
<p>Seçkin, sünnetin genel ya da lokal anestezi ile yapılabildiğini anlatarak, şöyle devam etti: &#8220;Çocuğun yaşına, mevcut başka hastalıkları olup olmadığına, ailenin tercihine ve mevcut imkanlara göre en uygun anestezi yöntemi kararı aile birlikte belirlenmektedir. Her iki anestezinin de avantaj ve riskleri aile ile birlikte tartışılmaktadır.</p>
<p>İnmemiş testis nedeniyle ameliyat edilecek çocuklara aynı anestezi altında sünnetin de yapılması önerildiğinde bir kısım ailelerin ’sünnet düğünü’ gibi sebeplerle karşı çıktığı gözlemlerimiz arasındadır. Çocuğun yeniden bir cerrahi işlem ve anestezi stresi yaşamaması adına bu tür uygulamaların birlikte yapılması önerilmektedir.&#8221;</p>
<p>&#8220;PENİS KANSERİ OLUŞMA İHTİMALİ AZALIYOR&#8221;</p>
<p>Sünnetin sağlık açısından faydalı olduğunu vurgulayan Seçkin’in verdiği bilgiye göre, sünnet idrar yolu iltihabı oluşumunu azaltıyor. Bu nedenle tekrarlayan idrar yolu iltihabı olan bazı çocuklarda sünnet derisinin enfeksiyona zemin hazırlayabileceği düşünülerek sünnet öneriliyor.</p>
<p>Doğuştan ürolojik organ anomalisi olanlarda, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu oluşma ihtimalini düşürüyor. Sünnet derisinin penis baş kısmına yapışarak idrar akım hızını yavaşlatıyor (fimozis) ya da sünnet derisi iltihabı riski azalıyor. Bilimsel verilere göre, penis kanseri oluşma ihtimali azalıyor.Çocuğun, gelecek dönemde cinsel yönden erken boşalma riskini azalttığı düşünülüyor.</p>
<p>Sünnet derisinden salgılanan sıvı ortadan kalkacağından, kişide yeterli hijyen sağlanabiliyor.  Sünnetli erkeklerin eşlerinde rahim ağzı kanseri (serviks kanseri) daha az görülüyor.</p>
<p>Cinsel yolla bulaşan hastalıkların görülmesi azalıyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yapılan araştırmada, sünnetli erkeklerin AIDS’e yakalanma oranlarının yüzde 50’ye varan oranlarda az olduğu gösteriliyor. Ancak, sünnet AIDS’e karşı tam koruma sağlamıyor.<br />
<img alt="" src="http://i.milliyet.com.tr/Kategori4lu_kucuk/2011/03/23/fft150_mf1224316.Jpeg" class="alignnone" width="130" height="125" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavirehberi.net/sunnetin-faydalari/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hızlı Yemek Yemek Doğrumudur ?</title>
		<link>http://www.tedavirehberi.net/hizli-yemek-yemek-dogrumudur</link>
		<comments>http://www.tedavirehberi.net/hizli-yemek-yemek-dogrumudur#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Nov 2011 14:07:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Hızlı Yemek Yemek]]></category>
		<category><![CDATA[Hızlı Yemek Yemek Doğrumudur]]></category>
		<category><![CDATA[Kilo Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri Belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri Nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[Nasıl Kilo Veririm]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Şuayip Yalçın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavirehberi.net/?p=9131</guid>
		<description><![CDATA[Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şuayip Yalçın, hızlı ve sıcak yemek yemenin mide kanseri riskini arttırdığını kaydetti.Tıbbi Onkoloji Derneği ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanlığı ve Medikal Onkoloji Ünitesi tarafından düzenlenen 1.Gastrointestinal Kanserler Konferansı, Antalya’nın Serik ilçesine bağlı Belek Beldesi’nde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şuayip Yalçın, hızlı ve sıcak yemek yemenin mide kanseri riskini arttırdığını kaydetti.Tıbbi Onkoloji Derneği ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanlığı ve Medikal Onkoloji Ünitesi tarafından düzenlenen 1.Gastrointestinal Kanserler Konferansı, Antalya’nın Serik ilçesine bağlı Belek Beldesi’nde sürüyor.</p>
<p>Konferansta düzenlenen basın toplantısında konuşan Prof. Dr. Şuayip Yalçın, kolon kanserinin tüm kanserlerin yüzde 8’ini oluşturduğunu ve sindirim sisteminin en sık görülen kanseri olduğunu söyledi.</p>
<p>Kolon kanserlerinin kadınlarda meme kanserinden sonra ikinci, erkeklerde ise akciğer ve prostat kanserinden sonra üçüncü sırada yer aldığına değinen Yalçın, Türkiye’de her yıl 12 bin yeni kolon kanseri vakasının beklendiğini kaydetti.</p>
<p>Kolon kanserinin genelde 50 yaş üstü insanlarda görüldüğünü anlatan Yalçın, kolon kanserlerinin yağlı ve kırmızı eti fazla tüketme, şişmanlık ve sebze ve meyveyi az tüketme ile az lifli gıda tüketmekten kaynaklandığını söyledi.</p>
<p>Kolon kanserinde tedavi başarısının en önemli faktörün kanserin evresi olduğunun altını çizen Yalçın, &#8220;Kolon kanserlerinde erken tanı da tedavi başarı oranı oldukça yüksektir. Kalın bağırsak kanseri erken tanı konulduğu yüzde 90-95 oranlarında başarı sağlanılıyor. Ancak hastaların sadece beşte birinde erken tanı konabilmektedir. Bu hastalarda cerrahi yeterlidir. Ancak tümürün bağırsak duvarı boyunca ilerler veya lenf düğümüne sıçraması halinde cerrahi ile başarı oranı yüzde 40-60 iken cerrahi sonrası uygulanan kemoterapiden sonra hastalarda başarı oranı yüzde 80’lere çıktı&#8221; dedi.</p>
<p>Kolon kanseri hastalarının, hastalığın ileri evrelerinde kemoterapi tedavisi gördüklerini kaydeden Yalçın, &#8220;Tümörlere yönelik yani hedefe yönelik ajanların ortaya çıkışı ile kemoterapinin etkinliğinde anlamlı artış sağlandı. Türkiye’de kolon kanserinde hastaneye başvuru geç olduğu için genellikle ileri evrede tanı konuluyor. Bu nedenle toplumsal farkındalığın artması ve kalın bağırsak kanserine yönelik olarak 50 yaş üstü bireylerde kolon kanseri taraması yapmak gerekmektedir. Bunun için yıllık dışkıda gizli kan bakılması ve 10 yılda bir kolonoskopi uygulanmasını öneriyorum&#8221; dedi.</p>
<p> -&#8221;Türkiye’de kanser korkusu ve fobisi var&#8221;<br />
Türkiye’de yaşam süresinin artmasıyla birlikte kolon kanseri sayısının da artacağını anlatan Yalçın, &#8220;Kolon kanseri konusunda mutlaka bireyler dikkatli olmalı, tarama programlarından yararlanmaları ve egzersiz yapmalarını öneriyoruz. Türkiye’de tedavi yönünden üst standartlarda tanı ve tedavi uygulanıyor. Türkiye’de kanser korkusu ve fobisi var. Kanseri amansız hastalık olarak biliyorlar. Oysa hiçbir kanser artık amansız değil. Hepsinin tedavi seçenekleri var. Yeter ki hastaların erken dönemde tedavi için başvursunlar&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Kolon kanserinde hedefe yönelik ajanlar geliştirdiklerine değinen Yalçın, bu yeni ajan ilaçların, kanser tedavisinde kullanılan ilaçların etkinliğini arttırdığını kaydetti. Yalçın, bu ilaçlardan bazılarının tümörün kanlanmasını azalttığını ve kemoterapi ilaçlarının etkinliğini arttırdığını ifade etti.</p>
<p>-Hızlı yemek mide kanseri riskini 5 kat arttırıyor-<br />
 Türkiye’de mide kanserli hastaların yüzde 55.7’sinde bir ya da daha fazla tanı konmuş mide hastalığının bulunduğunu ifade eden Yalçın, en sık görülen mide hastalıklarının gastrit ve ülser olduğunu kaydetti.</p>
<p>Yalçın, &#8220;Hızlı yemek mide kanseri riskini 5 kat arttırıyor. Yemekleri çok sıcak yemek de mide kanserine yakalanma riskini 3.3 arttırıyor. Yemeklerin tuzlu yenilmesi riski önemli derecede arttırıyor. Sofrada tadına bakmadan yiyeceklere tuz eklenmesi de mide kanserine yakalanma riskini yaklaşık 4.2 kat arttırıyor&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Her gün içilen tuzlu ayranın mide kanseri riskini 1.8 kat arttırdığının saptandığını belirten Yalçın, tuzlu tereyağının her gün kullanılmasının ise mide kanserine yakalanma riskini 1.5 kat, tuzlu çekirdeğin ise 1.3 kat arttırdığının belirlendiğini söyledi. Her gün turşu tüketiminin mide kanseri riskini 7 kat arttırabileceğini anlatan Yalçın, hazır çorbalar, tavuk bulyonların da bu anlamda risk oluşturduğunu ifade etti.</p>
<p>Yalçın, sık et tüketimi, şekerli gıdalar ve gazlı içeceklerin de mide kanseri riskini arttırdığını dile getirdi.</p>
<p>Mide kanserinden korunmak için yeşil yapraklı sebzelerin, soğanın ve sarımsağın günde en az bir defa tüketilmesinin gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Yalçın, turunçgillerin sık tüketilmesi ile mide kanseri riski arasında anlamlı bir ilişki tespit edemediklerini kaydetti.<br />
<img alt="" src="http://i.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2011/11/28/hizli-yemek-mide-kanseri-riskini-5-kat-arttiriyor-1795652.Jpeg" class="alignnone" width="355" height="495" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavirehberi.net/hizli-yemek-yemek-dogrumudur/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aspirin Kullanmalımıyız ?</title>
		<link>http://www.tedavirehberi.net/aspirin-kullanmalimiyiz</link>
		<comments>http://www.tedavirehberi.net/aspirin-kullanmalimiyiz#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Nov 2011 14:05:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Aspirin]]></category>
		<category><![CDATA[Aspirin İnme Riskinden Kurtarıyormu]]></category>
		<category><![CDATA[Aspirin Kalp Krizini Yavaşlatıyormu]]></category>
		<category><![CDATA[Aspirin Kullanmalımıyız]]></category>
		<category><![CDATA[Aspirin Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Aspirinin Özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Michael Lefevre]]></category>
		<category><![CDATA[USPSTF]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavirehberi.net/?p=9129</guid>
		<description><![CDATA[Hollandalı bilimadamlarının yaptığı bir araştırma, aspirin kullanımının kalp krizi veya inme riskinden korunmak isteyen sağlıklı kadınlar için faydalı olmadığını ortaya çıkardı.European Heart Journal adlı bilimsel dergide yayımlanan araştırmada, kalp krizi riskinden korunmak amacıyla on yıl boyunca aspirin alan 50 kadından sadece birinin bundan fayda görebileceği bildirildi. Hollanda’daki Utrecht Tıp Merkezinden Dr. Jannick Dorresteijn başkanlığındaki bilimadamları, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hollandalı bilimadamlarının yaptığı bir araştırma, aspirin kullanımının kalp krizi veya inme riskinden korunmak isteyen sağlıklı kadınlar için faydalı olmadığını ortaya çıkardı.European Heart Journal adlı bilimsel dergide yayımlanan araştırmada, kalp krizi riskinden korunmak amacıyla on yıl boyunca aspirin alan 50 kadından sadece birinin bundan fayda görebileceği bildirildi.</p>
<p>Hollanda’daki Utrecht Tıp Merkezinden Dr. Jannick Dorresteijn başkanlığındaki bilimadamları, yaptıkları araştırmada, 45 ve üstü yaşlardaki 28 bin sağlıklı kadın üzerinde aspirinin etkilerini gözlemlemek için ABD’de yapılan bir araştırmanın sonuçlarını analiz etti.</p>
<p>Aspirin kullanımının kanamalı ülser ve kanı sulandırıcı etkisi nedeniyle vücutta morluklara yol açmak gibi yan etkilerinin bulunduğuna dikkati çeken araştırmacılar, sağlıklı kadınlarda kalp krizi ve inme riskini yüzde 2,4’ten sadece yüzde 2,2’ye indirdiği gözönüne alındığında, aspirinden sağlanan faydanın neden olduğu zarardan yüksek olmadığını belirtti.</p>
<p>Konunun mali boyutuna da değinilen araştırmada, aspirinin ucuz bir ilaç olmasına karşın çok sayıda insanın bu ilacı almasının sağlık hizmetleri için ayrılan bütçe üzerinde de olumsuz etkilerinin bulunduğuna işaret edildi.</p>
<p>Uzmanlar yapılan araştırmanın bu yıl içinde daha önce yine aynı konuda yapılan iki büyük çaplı araştırma ile benzer sonuçlar verdiğini belirtiyor. Sözkonusu araştırmalarda birinde aspirinin çok düşük oranlarda kalp krizini önlediği buna karşılık ölüm oranlarıyla inme üzerinde bir etkisinin olmadığını gösterdiğine işaret eden uzmanlar, araştırma süresince her gün bir aspirin alan 1111 kadın ve erkek üzerinde yapılan araştırmada, aspirinin sadece bir vakanın ölümle sonuçlanmasını engellediğini bildiriyor.</p>
<p>Yaptıkları araştırma hakkında açıklamada bulunan Dorresteijn, &#8220;Aspirinden sadece çok az sayıda kadın yarar görüyor. Eğer sadece bir kişi bundan fayda sağlayacak diye 49 kişiyi aspirinle tedavi edecekseniz kimseyi aspirinle tedavi etmemeniz gerekir&#8221; dedi.</p>
<p>Yaşları 65’in üstünde bulunan kadınların, kalp krizi ve inmeyi önlemek için aspirin kullanımından ortalamaya göre daha fazla fayda görebileceklerini belirten Dorresteijn, &#8220;Ancak bu yaş grubundaki kadınların elde ettiği fayda çok az. Sadece 1 kadın fayda sağlayacak diye 49 kadına aspirin vermeniz gerek. Elbette ki bu hayal kırıklığı yaratıyor çünkü bir ilacın etkili olmasını istersiniz&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Tıp dünyasında, kalp krizi veya inme geçirmiş hastaların aspirin kullanımından fayda görebileceği görüşü kabul görürken, aspirinin kalp krizi ve inmeden temel korunma yöntemi olduğu konusunun çok açık olmadığı görüşü dile getiriliyor.</p>
<p>ABD hükümeti desteğindeki Önleyici Hizmetler Görev Gücü (USPSTF), 45-75 yaş arası erkekler ile 55-79 yaş arası kadınlarda, sağlanan faydanın aspirin kullanımı sonucu ortaya çıkan kanama riskinden daha yüksek olduğu durumlarda, kalp krizi riskinden korunmak için aspirin kullanımını tavsiye ediyordu.</p>
<p>USPSTF’den Dr. Michael Lefevre yaptığı değerlendirmede, araştırmacıların yaptıkları analize kalp krizini de ekleyerek, aspirinin inmeyi önlemek konusundaki potansiyel faydasını bulandırmış olsalar da araştırmanın sonuçlarının kendisini şaşırtmadığını söyledi.</p>
<p>İnmeyi önlemek için aspirinle tedavi edilmesi gereken kadınların sayısının bu kadınların belirlenen temel risk durumuna bağlı olduğuna dikkati çeken Lefevre, ciddi kanama riskini de hesaba katarak sadece 1 kadında fayda görmek için 50 kadın aspirinle tedavi edildiği zaman, 10 yıllık bir süre içinde fayda görecek kadınların oranının yüzde 19’a çıktığının görüleceğini ifade etti.</p>
<p>Lefevre, araştırmanın sonuçlarının, aspirinle tedavi edilen 60’lı yaşlarında 1000 kadından 32’sinin inmeden korunabileceğini, buna karşılık 12’sinde ise aspirin kullanımına bağlı olarak kanamalı ülser görülebileceğini gösterdiğine dikkati çekti.</p>
<p>Konu hakkında görüşüne başvurulan ABD’nin New York kentindeki St. Luke’s-Roosvelt Hastanesindeki tansiyon programını yürüten Dr. Franz Messerli de, inme riskini azaltmada aspirinden daha iyi yöntemler bulunduğunu belirtti.</p>
<p>İnme açısında en önemli risk faktörünün tansiyonun oluşturduğuna dikkati çeken Messerli, öncelikle kişilerin tansiyonlarını kontrol altında tutmalarının çok önemli olduğunu söyledi. Bunun, beslenme biçimi ve egzersiz alışkanlıklarında değişiklik yapılarak ve tansiyon tedavisinde kullanılan ilaçlarla sağlanabileceğini kaydeden Messerli, kalp krizi ve inmeden temel korunma sağlanması konusunun, bazı ümit verici gelişmeler olsa da henüz çözümlenmemiş bir konu olduğunun altını çizdi.<br />
<img alt="" src="http://i.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2011/11/28/aspirin-kalp-krizi-veya-inme-riskinden-korumuyor-1795155.Jpeg" class="alignnone" width="355" height="270" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavirehberi.net/aspirin-kullanmalimiyiz/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Diş Gıcırtdatmaya Çözüm!</title>
		<link>http://www.tedavirehberi.net/dis-gicirtdatmaya-cozum</link>
		<comments>http://www.tedavirehberi.net/dis-gicirtdatmaya-cozum#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Nov 2011 17:53:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Ve Diş Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Ve Diş Tedavi Yöntemleri]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Gıcırtdatma]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Gıcırtdatma Nasıl Önlenir]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Erdin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavirehberi.net/?p=9124</guid>
		<description><![CDATA[Geceleri istem dışı dişlerinizi sıkıyor, gıcırdatıyor, buna bağlı dişlerde aşınma sorunu yaşıyor, soğuğa karşı hassasiyet ile karşılaşıyor ve ilerleyen süreçte dişlerinizi kaybetme riski mi taşıyorsunuz? Gıcırdatma sonucunda şakak ve yanak bölgesinde kasların aşırı çalışmasından dolayı kas ve baş ağrısı yaşıyor, çene ekleminde çıtırtı ve kenetleme ile karşılaşıyorsanız, tıbbın birçok alanında kullanılan &#8220;botoks&#8221; ile bu sıkıntılar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geceleri istem dışı dişlerinizi sıkıyor, gıcırdatıyor, buna bağlı dişlerde aşınma sorunu yaşıyor, soğuğa karşı hassasiyet ile karşılaşıyor ve ilerleyen süreçte dişlerinizi kaybetme riski mi taşıyorsunuz?<br />
Gıcırdatma sonucunda şakak ve yanak bölgesinde kasların aşırı çalışmasından dolayı kas ve baş ağrısı yaşıyor, çene ekleminde çıtırtı ve kenetleme ile karşılaşıyorsanız, tıbbın birçok alanında kullanılan &#8220;botoks&#8221; ile bu sıkıntılar ortadan kalkıyor.</p>
<p>Uzmanlar, diş gıcırdatmasının bir zaman sonra diş kayıplarına gidebilen sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunarak, &#8220;botoks&#8221; enjeksiyonu ile kastaki stresin ve aşırı çiğneme kuvvetinin ortadan kaldırılarak ilgili kasta rahatlama sağlandığını belirtiyor. Uygulama ile kasa herhangi bir zarar verilmediğine, çiğnemeyle ilgili hiçbir sorun yaşanmadığına dikkat çekiliyor.</p>
<p>Mayasante Polikliniği’nden diş hekimi Yalçın Erdin, yaptığı açıklamada, halk arasında diş gıcırdatma olarak bilinen &#8220;Bruksizm&#8221;in genellikle uyku esnasında oluşan güçlü çene hareketlerinin neden olduğu çeneleri sıkma, dişleri gıcırdatma olarak tanımlandığını söyledi.</p>
<p>Diş gıcırdatma alışkanlığının psikolojik kökenli bir sorun olduğunu belirten Erdin, günlük stresler ve kontrol altına alınamayan diğer duyguların uykuda meydana gelen diş gıcırdatmaya neden olduğunu ifade etti.</p>
<p>Erdin, tedavinin ihmal edilmesi halinde dişlerde ve çene eklemlerinde birtakım sorunlar ortaya çıkabildiğine dikkati çekerek, dişlerin birbirleri ile sürtünmesi sonucunda diş yüzeylerinde aşınmalara, bu durumun da özellikle ön dişlerde kısalmaya neden olduğunu vurguladı.</p>
<p>Uzun süreli diş sıkma sonucunda dişlerde çatlak ve kırıkların oluşabildiğini ifade eden Erdin, &#8220;Soğuğa karşı hassasiyet gelişir. Ani diş<br />
 sızlamaları başlar. Yıllar süren gıcırdatma sonucu dişler kemik desteğini kaybederek sallanmaya başlar. Özellikle şakak ve yanak bölgesindeki kasların aşırı çalışması bu bölgelerde kas ağrısına ve bu da zamanla baş ağrısına sebep olur. Çene eklemine aşırı yüklenme nedeni ile eklemde ağrı, çıtırtı ve kenetlenme olabilmektedir&#8221; uyarısında bulundu.</p>
<p>ÇİĞNEME KASINA BOTOKS İLE RAHATLAMA SAĞLANIYOR</p>
<p>Tedavi ile dişlerde çene ekleminde oluşabilecek kalıcı zararların önlenmesi ve ağrının ortadan kaldırılmasının amaçlandığını belirten Erdin’in verdiği bilgiye göre, diş hekimi tarafından uyku sırasında dişlerin birbirleri ile temasını engellemek amacıyla alt ve üst çene dişlerinin arasına &#8220;gece koruyucuları&#8221; yerleştirilebiliyor. Ancak gece koruyucuları tek başına yeterli olmayabiliyor.</p>
<p>Birçok alanda kullanılan &#8220;botoks&#8221; diş gıcırdatmasında da yeni tedavi metotları arasında yer alıyor.  Çok yüksek dozlarda kullanılmadığı sürece vücuda bir zararı olmayan besin toksini olarak tanımlanan botoks, kas dokusuna ya da başka bir dokuya zarar vermiyor. Sadece kasın kasılması için gereken sinyalin kasa ulaşmasını önlüyor. Kasların kasılmasına engel oluyor.</p>
<p>Yeni geliştirilen bir uygulamayla çiğneme kasına botoks uygulanarak diş gıcırdatmasından kurtulmak mümkün oluyor. Yanak alt kısmında bulunan çiğneme kasına (masseter kası) belirli noktalardan yapılan botoks enjeksiyonu, kastaki stresi ve aşırı çiğneme kuvvetini ortadan kaldırıyor. Böylece kasta rahatlama sağlanıyor ve geceleri diş gıcırdatma, diş sıkma sorunu ortadan yok oluyor.</p>
<p>&#8220;ÇİĞNEME İLE HİÇBİR SORUN YAŞANMIYOR&#8221;</p>
<p>Çok güçlü olan masseter kasına yapılan doğru uygulamayla kasa herhangi bir zarar verilmediği gibi, çiğnemeyle ilgili hiçbir sorun da yaşanmıyor. Hasta günlük yaşamında bunun etkilerini hissetmiyor. Sadece istenmeyen kasılmalar, kontrol dışı sıkmalar ortadan kalkıyor.</p>
<p>Uygulama 5-10 dakika içinde yapılıyor. Bazı kişilere birkaç hafta sonrasında ilave enjeksiyon gerekebiliyor. Hastanın durumuna bağlı olarak, 6-9 ay sonrasında botoksun etkisinin geçmesine bağlı olarak işlemin tekrarlanması isteniyor.<img alt="" src="http://i.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2011/02/28/dis-gicirdatmaya-cozum--1173710.Jpeg" class="alignnone" width="379" height="500" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavirehberi.net/dis-gicirtdatmaya-cozum/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ağız Sağlığındaki Yanlışlar!</title>
		<link>http://www.tedavirehberi.net/agiz-sagligindaki-yanlislar</link>
		<comments>http://www.tedavirehberi.net/agiz-sagligindaki-yanlislar#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Nov 2011 17:50:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Kokusu]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Kokusu Nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Kokusu Sebepleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Protezi]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Eti Sorunları Ve Çözümleri]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[Ortodontik tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Haberleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavirehberi.net/?p=9122</guid>
		<description><![CDATA[Dişler ne kadar sağlıklı ve sağlam olursa olsun, dişleri destekleyen diş etleri ve kemiğin de aynı düzeyde sağlıklı olması gerekir. Ancak, ağız bakımı ve sağlığında “doğru sanılan” öyle çok “yanlış” var ki! Ağız sağlığı için “yanlış” bazı inanışlar ve yöntemlerle vakit kaybetmeyin. Diş hekimi Göknur Gözen Halfon, bu konuda bazı başlıklara dikkat çekiyor: • İyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://i.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2011/07/13/agiz-sagliginda-dogru-bilinen-yanlislar--1479223.Jpeg" class="alignnone" width="355" height="532" /><br />
Dişler ne kadar sağlıklı ve sağlam olursa olsun, dişleri destekleyen diş etleri ve kemiğin de aynı düzeyde sağlıklı olması gerekir. Ancak, ağız bakımı ve sağlığında “doğru sanılan”  öyle çok  “yanlış” var ki!  Ağız sağlığı için “yanlış” bazı inanışlar ve yöntemlerle vakit kaybetmeyin. Diş hekimi Göknur Gözen Halfon, bu konuda bazı başlıklara dikkat çekiyor:</p>
<p>• İyi bir ağız bakımı için dişleri düzenli olarak fırçalamak yeterlidir. (YANLIŞ)</p>
<p>Sadece fırçalamak yetmez. Dişler ağız yüzeyinin sadece yüzde 25’ini kapladığından, kalan yüzde 75’lik ağız yüzeyi fırça ve diş ipi ile yapılan temizlikten sınırlı fayda sağlar ve ulaşılamayan yüzeylerdeki bakteriler hızla çoğalarak dişlerin üzerine ve  tüm ağıza yeniden yayılırlar.    Bakteri plağına karşı etkili ve sürekli kullanıma uygun bir ağız gargarası, fırça ve diş ipi,  günlük etkin bir ağız temizliği sağlar.</p>
<p>• Dişler, yatay yönde (ileri geri) fırçalandığında daha temiz olur. (YANLIŞ)</p>
<p>Dişetinden dişe doğru, her dişi 8 kez süpürecek şekilde dişleri fırçalamak tavsiye edilen yöntemdir. Dişlerin her yüzeyini, dil ve damak yüzeyi, yanak yüzeyi ve çiğneyici yüzeyi 8er kez süpürülmelidir, ara yüzler diş ipi ile temizlenmelidir. Dişlerin günde 2 kez 3 dakika fırçalanması gereklidir.  Dişler, sabah kahvaltıdan sonra ve gece yatmadan önce üçer dakika fırçalanmalıdır.</p>
<p>• Ağız kokusu herkeste olur ve geçmez.( YANLIŞ)</p>
<p>Çeşitli araştırmaların sonuçlarına göre, kötü kokunun başlıca nedenleri; sindirim sistemi rahatsızları ve ağız – diş rahatsızlıklarıdır. Sindirim sistemi rahatsızlıkları için doktora gidilmelidir.   Ağız ve diş rahatsızlıklarının nedeni çürük diş ve diş eti enfeksiyonudur. Bunlar için en kısa zamanda hem bir diş hekimine gidilmeli, hem de diş fırçası, diş ipi ve bakteri plağına karşı etkili, sürekli kullanıma uygun bir ağız gargarası ile etkin bir ağız bakımı alışkanlık haline getirilmelidir.</p>
<p>• Diş etleri kanıyorsa fırçalamayı kesmek gerekir. (YANLIŞ)</p>
<p>Aksine bir diş hekimine gidene kadar, fırçalama süresini uzatıp, diş ipi kullanıp, antibakteriyel bir ağız gargarası ile ağız bakımınızı etkin bir şekilde yapmayı alışkanlık haline getirmeniz tavsiye ediliyor.</p>
<p>• Tüm dişeti sorunlarının kesin çözümü cerrahi tedavidir (YANLIŞ)</p>
<p>Tüm dişeti sorunlarının çözümlenmesinde iyi ve etkin bir ağız hijyeninin sağlanması vazgeçilmez bir kuraldır. En gelişmiş tedavi yöntemleri bile kullanılsa, bireyler ağız hijyenine gereken önemi göstermezler ise tedaviden bir sonuç alınamayabilir.</p>
<p>• Protezi temizleyip geri takmak ağız bakımı için yeterlidir. (YANLIŞ)</p>
<p>Hayır, ağzın tamamı da etkin bir şekilde temizlenmelidir.  Varsa dişleri fırçalamak ve sonrasında ağız boşluğunun hijyeni için bakteri plağına ekili ve sürekli kullanıma uygun bir gargara kullanmalıdır.</p>
<p>• Diş eti yarıklarının olduğu bölgelere diş fırçası değdirilmez. (YANLIŞ)</p>
<p>Öncelikle o bölgede hiçbir besin artığının kalmadığına emin olunmalıdır. Dişetinde yarık olması diş eti hastalığının göstergesidir. Tedavi olmak için en kısa zamanda hem bir hekime başvurulmalıdır hem de etkin bir ağız bakımı alışkanlık haline getirilmelidir. Bunun için; diş fırçası kullanımı ve diş ipi kullanımı öğrenilerek düzene sokulduktan sonra bakteri plağına etkili bir ağız gargarası ile desteklemelidir.</p>
<p>• Her hamilelikte bir diş kaybedilir. (YANLIŞ)</p>
<p>Halk arasında yaygın olan, her hamilelikte diş kaybedildiği ve çocuğun dişten kalsiyum aldığı düşüncesi yanlıştır. Aslında ağız bakımı eksikliği ve hamilelerin %70inde görülen kusmalara bağlı olarak dişlerde çürük ve dişeti rahatsızlıkları ortaya çıkar. Uzun süreli kusmalarla midedeki asidin ağız boşluğuna gelmesi nedeniyle annenin dişlerinde çürükler ve dişeti enfeksiyonları başlar. Hamilelik  esnasında, diş fırçalama, diş ipi ve 3 ayda bir hekim kontrolü tavsiye edilir.  İlk ve üçüncü üç ayda acil olmayan diş tedavilerinden kaçınılmalıdır.</p>
<p>• Ortodontik tedavi sırasında dişler çürür. (YANLIŞ)</p>
<p>Ortodontik tedavi esnasında dişler üzerine yapıştırılan braketler daha fazla besin artığının dişlerin üzerine yapışmasını sağlar. Bu nedenle daha fazla ve daha özenli diş fırçalamak, ortodontik arayüz fırçaları kullanmak ve bakteri plağına etkili bir ağız gargarası ile ağız bakımının üçüncü adımını da tamamlamanız gerekmektedir. Kanama varsa mutlaka hekime başvurulmalı ve bu üçlü bakım sürecine bir an önce başlamalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavirehberi.net/agiz-sagligindaki-yanlislar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sedef Hastalığı</title>
		<link>http://www.tedavirehberi.net/sedef-hastaligi-3</link>
		<comments>http://www.tedavirehberi.net/sedef-hastaligi-3#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Nov 2011 17:46:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Deri ve Zührevi Hastalıklar Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Serap Utaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sedef Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sedef hastaligi Belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[Sedef hastaligi Nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sedef hastaligi Sebepleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sedef Hastalığı Tedavisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavirehberi.net/?p=9120</guid>
		<description><![CDATA[Ankara Deri ve Zührevi Hastalıklar Derneği tarafından her yıl gerçekleştirilen ve bu yıl da Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar ABD tarafından organize edilen XX. Prof. Dr. A. Lütfü Tat Sempozyumu, Ankara Sheraton Hotel’de gerçekleştiriliyor. Sempozyum kapsamında yapılan basın toplantısında söz alan Hacettepe Tıp Fakültesi, Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Öğretim Üyesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://i.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2011/11/21/sedef-sadece-cildi-etkilemiyor--1779412.Jpeg" class="alignnone" width="355" height="237" /><br />
Ankara Deri ve Zührevi Hastalıklar Derneği tarafından her yıl gerçekleştirilen ve bu yıl da Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar ABD tarafından organize edilen XX. Prof. Dr. A. Lütfü Tat Sempozyumu, Ankara Sheraton Hotel’de gerçekleştiriliyor.<br />
Sempozyum kapsamında yapılan basın toplantısında söz alan Hacettepe Tıp Fakültesi, Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilgün Atakan, sedef hastalığının deride parlak beyaz renkli kepeklerle ortaya çıktığını, genellikle 30-40 yaşlarındaki genç erişkinlerde %2-3 sıklıkta görüldüğünü belirtti. Prof. Atakan şöyle devam etti:  “Kaşıntılı olabilen bu plaklar daha çok saçlı deri, diz, dirsek kalçalarda yerleşir, tırnaklarda değişikliklere ve bozulmalara neden olur. Bu hastalığın nedeni günümüzde kesin olarak bilinmemekle birlikte genetik olarak kişisel yatkınlığı olan kişilerde çevresel faktörlerin etkisiyle oluştuğu düşünülmektedir. Bu faktörler arasında travma, enfeksiyonlar, ilaçlar, stres sayılabilir. Yapılan çalışmalarda çocukluk çağında ortaya çıkan sedef hastalarının yaklaşık üçte birinin birinci derece akrabalarında sedef olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca çocukluğunda sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren ve sık ilaç kullanmak zorunda kalanlar risk grubu oluştururlar. Günümüzde yapılan araştırmalarda sedef hastalığının sadece deriyi tutan bir hastalık olmadığı; özellikle hipertansiyon, diyabet, obezite, kalp damar hastalıkları ile birliktelik gösterdiği kanıtlanmıştır. Şiddetli sedef hastalarında ayrıca sedef artriti olarak bilinen eklem tutulumları da sık görülür. Bu nedenle bu hastalarda ağrılı eklem ve şişlikleri önemle değerlendirilmelidir. Aksi takdirde tedavisiz hastalarda kalıcı deformiteler ve fonksiyon kayıpları oluşabilir. Sedef bu özelliklerinin yanı sıra hastalarda psikolojik ve sosyal yönleriyle yaşam kalitesini belirgin olarak olumsuz etkileyen bir hastalıktır“ diye konuştu.</p>
<p>SEDEF HASTALIĞI TOPLUM TARAFINDAN YANLIŞ ALGILANIYOR</p>
<p>Bir basın mensubunun; “Bir terör eyleminde canlı bomba olarak kullanılan teröristin de sedef hastası olduğunun ortaya çıktığını ve bu tür hastalığı olan hastaların özellikle eylemler için seçildiği söyleniyor, son gelişmeler nedir” sorusuna da yanıt veren Prof. Atakan şöyle devam etti: “Kronik hastalığı olanlar, özellikle hastalığı herkes tarafından fark edilebilecek ve de o hastalığı taşıdığı için ne yazık ki toplum tarafından biraz itilecek kişiler oluyor, belki bu yüzden seçiliyor olabilir. Sedef bu kronik hastalıklardan bir tanesi. Bütün deri lezyonları göz önünde olduğu için hastaların yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiliyor. Bu çok önemli bir noktası, ama bunun yanı sıra hastalığı oluşturan mekanizmalar diğer yandan kalp-damar sistemini etkileyebiliyor, eklemleri, yağ dokusunu etkileyebiliyor, çeşitli organları etkileyebildiği için de saymış olduğum kalp damar hastalıklarına sebep oluyor. Şiddetli sedefi olan hastalarda çok genç yaşta kalp krizi sonucu yaşamlarını kaybettiğini biliyoruz. Genel olarak baktığınızda da bu hastalıklara veya kullandıkları ilaçların yan etkileri nedeniyle yaşamlarında diğerlerine göre bir miktar azalma var. Belki ölümcül bir hastalık değil ama bu nedenlerle yaşamsal önemi olan bir hastalık“ diye konuştu.</p>
<p>Uzunca bir süre sadece deriyi tutan bir hastalık olarak algılandığı için, hastalık şiddetli bile olsa tedavi dışarıdan topikal ajan dediğimiz kremlerle vs. tedavinin yapılma yoluna gidildiğini belirten Prof. Atakan şunları söyledi: “Hekimler önceleri yan etkileri az olduğu için daha çok bu yola başvurdular. Ama diğer yandan sistemik tutulum ilerledi, eklem tutulumları arttığı zaman geri dönülmeyen bir takım fonksiyon bozuklukları oldu. Hastalar araya giren diğer hastalıklar nedeniyle yaşamlarını kaybettiler. Şimdi artık o aşamada değiliz. Bütün bu hastalıkların bir arada olabileceği bilindiği için ve de oluşum mekanizmalarına yönelik pek çok araştırma yapılıp, çok gelişmeler kaydedildiği için artık sebep olabilecek moleküller tanımlanabiliyor. O moleküllere karşı geliştirilmiş sadece o molekülü devre dışı bırakarak hastalığın gelişimini engelleyen ajanlar var. Evet, kesin çözüm değil elbette. Çünkü genetik zeminde de gelişen bir hastalık aynı zamanda. Ama ortaya çıkabilecek zararları o noktada tutabilen hatta geri döndürebilen ajanlar var, tedavide bunlar giderek yaygınlaşarak kullanılmakta” diye belirtti.</p>
<p>DEPREM BÖLGESİNDEKİ SOĞUK HAVA CİLT İÇİN CİDDİ RİSK OLUŞTURUR</p>
<p>Sempozyum Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar ABD öğretim üyesi Prof. Dr. Gül Erkin, özellikle doğu bölgelerinde, deprem bölgesi Van gibi soğuğun aşırı hissedildiği bölgelerde cildin olumsuz etkilendiğini ve o bölgedeki yaşam koşullarında soğuk havaya maruziyetin fazla olduğundan cilt hastalıkları açısından da ciddi risk oluşturabileceğine dikkat çekti. Prof. Erkin şunları söyledi: “Nasıl güneşin cildimize etkileri varsa soğuğun da cildimize etkileri var. Bizim gibi Ankara’da yaşayan kişilerde havaların soğuması ve rüzgâr ile öncelikle derimiz kuruyor. Daha soğuk yerlerde mesela deprem bölgesi Van’da, deride soğuğa bağlı ciddi değişiklikler ortaya çıkabilir. En hafif formunda deride renk değişikliği, kaşıntı, his kaybı ama daha ilerlerse yanıklara benzer şekilde içi sıvı dolu kabarcıklar oluşabilir. Ciltte veya vücudun soğuğa maruz kalan bölgelerinde ki bunları en çok el ve ayaklarda, burunda, kulaklarda görüyoruz ve daha sonra dokunum kaybıyla da amputasyon dediğimiz o bölgenin veya o bölgenin bir kısmının kaybıyla sonuçlanabilir. O yüzden soğukta kalmak da deriye zarar verebilen, maruziyetin miktarına bağlı olarak ciddi reaksiyonların ortaya çıkmasına neden olabilen bir durum. Bunun için koruyucu giysiler giymek, koruyucu ayakkabılar giymek, soğukta kalmamak zararı azaltacaktır.” diye konuştu.</p>
<p>Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları ABD. öğretim üyesi Prof. Dr. Serap Utaş da çocukluk yaş grubunda görülen hastalıkların daha farklı seyrettiğini belirtti. Prof. Utaş, “Özellikle çocukluk döneminde viral enfeksiyonlar yani siğiller çok görülmekte. Daha çok okul çağındaki çocuklarda, özellikle de yazın havuz suyuyla bulaşan ve genelde yüzlerinde çıkan siğile benzer yaralar ve şu an içinde bulunduğumuz kış mevsiminde de bakteriyel deri enfeksiyonlarını çocukluk döneminde çok görüyoruz. Çocukluk döneminde kalıtsal deri hastalıkları Türkiye’de çok görülebiliyor” dedi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavirehberi.net/sedef-hastaligi-3/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zayıflama Yöntemleri</title>
		<link>http://www.tedavirehberi.net/zayiflama-yontemleri</link>
		<comments>http://www.tedavirehberi.net/zayiflama-yontemleri#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Nov 2011 17:44:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[2011 Zayıflama Teknikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[Nasıl Zayıflarım]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Zayıflama Yöntemleri]]></category>
		<category><![CDATA[Zayıflama Yöntemleri]]></category>
		<category><![CDATA[Zayıflamak İstiyorum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavirehberi.net/?p=9118</guid>
		<description><![CDATA[Kilo probleminiz var ve bu sizin psikolojinizi, sosyal hayatınızı, sağlığınızı olumsuz yönde de etkilemeye başladı ve kilo vermek istiyorsunuz. Zayıflamak isteyenlere yardımcı olabilecek birkaç önerim olacak. Nereden başlayalım? Daha sağlıklı bir kilo kaybı için asla kulaktan dolma bilgilerle yola çıkmayın aksi takdirde kilo vermeyi bırakın sağlık sorunlarınız da oluşabilir. Zayıflama programınız size özel olmalıdır; kan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://iblog.milliyet.com.tr/imgroot/blogv7/Blog333/2011/11/20/29/334973-3-4-d14e6.jpg" class="alignnone" width="333" height="240" /><br />
Kilo probleminiz var ve bu sizin psikolojinizi, sosyal hayatınızı, sağlığınızı olumsuz yönde de etkilemeye başladı ve kilo vermek istiyorsunuz. Zayıflamak isteyenlere yardımcı olabilecek birkaç önerim olacak.</p>
<p>Nereden başlayalım?</p>
<p>Daha sağlıklı bir kilo kaybı için asla kulaktan dolma bilgilerle yola çıkmayın aksi takdirde kilo vermeyi bırakın sağlık sorunlarınız da oluşabilir.</p>
<p>Zayıflama programınız size özel olmalıdır; kan bulgularınıza, vücut analiz sonuçlarınıza, yaşam tarzınıza, varsa hastalıklarınıza, kullanıyorsanız ilaçlarınıza göre düzenli kontrollerle diyetisyen tarafından hazırlanmalıdır.</p>
<p>Birkaç ipucu</p>
<p>Programınız süresince beslenmenizde dikkat edeceğiniz birkaç unsur kilo vermenizi hızlandıracaktır. Diyetisyen Özlem Sert Aydın</p>
<p>*Düzgün aralıklarla öğün yapın; az ve sık beslenme kilo kaybını hem hızlandıracak hem de verdiğiniz kilonun kalıcı olmasını sağlayacaktır. Atladığınız öğünler kalori açısından asla kar olmayacak.</p>
<p>*Porsiyon miktarınızı azaltın; elbette günlük aldığınız kalorinin azalması önemli ama ne kadar yediğiniz değil ne yediğiniz önemlidir.</p>
<p>*Yağlı ürünlerden kaçının; en hızlı depo edilen besin öğesi yağdır ve verdiği kalori diğer besin öğelerinden 2 kattan fazladır.</p>
<p>*Su içmeyi unutmayın; su yediğiniz yiyeceklerin sindirilmesini, vücuttan atılmasını, toksik maddelerin atımını, metabolizmanın çalışmasını, vücut ısı denetimini sağlamaktadır. Günde içtiğiniz çay, kahve hariç 2-2,5lt. su içmelisiniz.</p>
<p>*Şeker ve şekerli yiyeceklerden uzak durun; kilo vermenizi engelleyen en büyük düşmandır şeker, hem kalori miktarı yüksektir hem de kan şekerinizi düzensizleştirmektedir. Ayrıca besin öğesi bakımından da oldukça fakirdir.</p>
<p>*Her öğün lifli beslenin; lif oranı yüksek olan sebze, meyve, kurubaklagiller, tahıllı ürünler, kuruyemişler ana ve ara öğünlerinizde ihtiyacınız ölçüsünde tüketilmelidir.</p>
<p>*Tuz tüketiminizi azaltın, yemeklerinizi daha çok baharatlandırın. Eğer mide ve sindirim probleminiz yoksa acı biberin sindirimi ve metabolizmayı hızlandırıcı etkisi var.</p>
<p>Diyetisyen Özlem Sert Aydın</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavirehberi.net/zayiflama-yontemleri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yalancı Gebelik!</title>
		<link>http://www.tedavirehberi.net/yalanci-gebelik</link>
		<comments>http://www.tedavirehberi.net/yalanci-gebelik#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Nov 2011 07:25:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel Sağlık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Op. Dr. Serhat Partalcı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yalancı Gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[Yalancı Gebelik Durumunda Ne Yapılması Gerekir]]></category>
		<category><![CDATA[Yalancı Gebelik Hakkında Genel Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Yalancı Gebelik Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Yalancı Gebelik Varmıdır]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavirehberi.net/?p=9116</guid>
		<description><![CDATA[Op. Dr. Serhat Partalcı aşırı çocuk isteyen kadınlarda görülebilen “Yalancı Gebeliğin” ne olduğunu ve nasıl oluştuğunu anlatıyor.Kamuoyuna yansıyan yalancı hamilelik haberlerinin ardından Avrupa Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi Klinik Direktörü Op. Dr. Serhat Partalcı aşırı çocuk isteyen kadınlarda görülebilen “Yalancı Gebeliğin” ne olduğunu ve nasıl oluştuğunu anlatıyor. Op. Dr. Serhat Partalcı; yalancı gebelik yaşayan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://i.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2011/09/26/yalanci-gebelik-olur-mu--1650631.Jpeg" class="alignnone" width="355" height="355" />Op. Dr. Serhat Partalcı aşırı çocuk isteyen kadınlarda görülebilen “Yalancı Gebeliğin” ne olduğunu ve nasıl oluştuğunu anlatıyor.Kamuoyuna yansıyan yalancı hamilelik haberlerinin ardından Avrupa Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi Klinik Direktörü Op. Dr. Serhat Partalcı aşırı çocuk isteyen kadınlarda görülebilen “Yalancı Gebeliğin” ne olduğunu ve nasıl oluştuğunu anlatıyor.<br />
Op. Dr. Serhat Partalcı; yalancı gebelik yaşayan kişilerin,  biyolojik olarak hamile olmamasına rağmen karın bölgesinin şiştiğini, göğüslerinin büyüdüğünü, gebelik lekelerinin oluştuğunu, adet görmenin kesildiğini, mide bulantısı gibi belirtilerin görüldüğünü söylüyor. Aşırı çocuk sahibi olma duygusu olan bir kadında bu belirtilerin bir doktoru bile yanıltabilecek kadar gerçek gebeliğe benzeyebileceğini vurguluyor. Karnının şişmesiyle birlikte 9 ay süreyle kendisini hamile sanan ve 9 aylık gebe görünümünde olan kadınlar olabildiğini sözlerine ekliyor.</p>
<p>Avrupa Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi Klinik Direktörü Op. Dr. Serhat Partalcı; ruhun bedeni şekillendirebilen etkisinin yalancı gebelik ile görülebildiğini belirterek, ortaya çıkmasına katkıda bulunan psikolojik süreçlerin önemine değiniyor. Hastalıklı bir şekilde hamile kalmayı istemek ya da gebe kalmaktan korkmak, cinsiyete ilişkin çelişkili duygular yaşamak, tüplerin bağlanması, rahmin ameliyat ile alınması gibi ağır üzüntülerin yanı sıra hamile olan kişiye çevresinin gösterdiği ilgi ve özen sebebiylede oluşabildiğine dikkat çekiyor. Yalancı gebelik vakalarında kişinin hamile olduğunu düşünerek doktora başvurmasının da sıkça rastlandığına değiniyor.</p>
<p>Yalancı Gebelik Durumunda Ne Yapılması Gerekir?</p>
<p>Avrupa Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezi Klinik Direktörü Op. Dr. Serhat Partalcı; yalancı gebeliğin tedavisinin jinekolog ve psikiyatristin uyumlu çalışması ile iyi sonuçlar vereceğine dikkat çekerek, negatif çıkan gebelik testinin sonuçlarının hastaya dikkatli ve sevecen bir şekilde aktarılması gerektiğini söylüyor. Ayrıca olayın temelinde yatan problemli psikolojik işlev bozukluğunu tedavi etmek için destekleyici psikoterapi uygulanmasını tavsiye ediyor. Yalancı gebelik durumu, negatif test sonuçlarına rağmen yalancı gebelik durumu devam eden hastalarda psikolojik izlem ve gerekirse antipsikotik ilaç kullanımı olumlu sonuçlar verdiğini sözlerine ekliyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavirehberi.net/yalanci-gebelik/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Meme Onarımı Gereklimidir!</title>
		<link>http://www.tedavirehberi.net/meme-onarimi-gereklimidir</link>
		<comments>http://www.tedavirehberi.net/meme-onarimi-gereklimidir#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Nov 2011 07:22:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Dğurmadıysam Ve Erken Adet Oluyorsam Sorun Olurmu]]></category>
		<category><![CDATA[DBE]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Akın Yücel]]></category>
		<category><![CDATA[Erkek Adet Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri Çözümleri]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanserinden Nasıl Korunulur]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Onarımı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Haberleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavirehberi.net/?p=9114</guid>
		<description><![CDATA[Ülkemizde her yıl 30 bin kadın meme kanserine yakalanıyor. Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Akın Yücel ve DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü Kurucu Başkanı Psikolog Emre Konuk, 15 Ekim Meme Sağlığı Günü dolayısıyla, meme kanserinin kadınlar üzerindeki etkisine fiziksel ve psikolojik tüm yönleriyle değinerek, hastalık sürecine yönelik önemli açıklamalarda bulundu. Meme kanseri ile ilgili [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://i.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2011/10/11/memem-onarimi-bir-luks-degil-gereklilik--1689257.Jpeg" class="alignnone" width="298" height="286" />Ülkemizde her yıl 30 bin kadın meme kanserine yakalanıyor.<br />
Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Akın Yücel ve DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü Kurucu Başkanı Psikolog Emre Konuk, 15 Ekim Meme Sağlığı Günü dolayısıyla, meme kanserinin kadınlar üzerindeki etkisine fiziksel ve psikolojik tüm yönleriyle değinerek, hastalık sürecine yönelik önemli açıklamalarda bulundu. Meme kanseri ile ilgili bilinen-bilinmeyen tüm detayların ele alındığı toplantıda, Yücel, meme kanserinin şehirli kadınlarda kırsal alanlarda yaşayanlara oranla daha fazla görüldüğüne dikkat çekti. Prof. Dr. Yücel, hastaların kanser sonrası normalleşme sürecine daha kolay girebilmeleri için iyi bir meme onarımının önemine değinirken; Emre Konuk ise meme onarımının kanser hastalarının rahatsızlıklarıyla baş etmede psikolojik olarak son derece faydalı olduğu ve bu yöntemle hayata bağlılıklarının tekrar sağlandığını söyledi.</p>
<p> Her sekiz kadından biri hayatının bir döneminde meme kanserine yakalanma riskini taşırken, meme kanseri, şehirli, az çocuk yapan, yüksek sosyokültürel seviyeye sahip kadınları daha fazla yakalıyor. Son yıllarda yapılan etkili kampanyalar, bu hastalığı erken dönemde yakalama ve iyileşme sürecini olumlu yönde etkiliyor. Tüm bu bilinçlenme süreci beklentilerin de yükselmesine etki ederken, şehirli kadınlar iyileşmenin yanı sıra eski doğal bütünlüklerine bir an önce kavuşmak, hastalığın neden olduğu psikolojik sorunlardan bir an önce kurtulmak istiyor.</p>
<p>Kanserden sadece kurtulmak yetmiyor; fiziksel ve psikolojik onarım da gerekiyor…</p>
<p>Meme kanseri sonrası meme onarımları ve hastalar üzerindeki psikolojik etkileri konusunda alanlarında uzman iki önemli isim; Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Akın Yücel ve DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü Kurucu Başkanı Psikolog Emre Konuk, 15 Ekim Meme Sağlığı Günü nedeniyle biraraya gelerek, Türkiye’de kanser sonrası meme onarımlarının fiziksel ve psikolojik açıdan önemine değindi ve bilinmeyen-yanlış bilinenleri anlattı. Dr. Akın Yücel, meme kanserine yakalanan her kadının, tedavinin başlangıç aşamasında onarım seçenekleri konusunda bilgilendirilmesinin önemini vurgulayarak; kadınların bu konuda bilgilendirilmelerinin geçtiğimiz yıl FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) tarafından zorunlu hale getirildiğini belirtti. Ülkemizde hastaların bu konuda yeterince bilinçlendirilmediğine dikkat çeken Dr. Yücel, meme onarımları ile ilgili olarak şunları söyledi: “Dünyada ve Türkiye’de meme kanseri konusunda toplumsal çapta önemli bir farkındalık ve duyarlılık oluşturuldu. Bu sayede erken evrede yakalanan kanser vakaları büyük oranda arttı ve meme kanseri sonrası sağkalım oranları eskiye nazaran yükseldi. Aynı bilincin kamuoyuna yeterince anlatılmayan meme onarımı konusunda da oluşturulması çok önemli. Meme onarımı tüm dünyada meme kanseri tedavisinin önemli bir parçası olarak kabul ediliyor ve bir gereklilik haline geliyor. Erken olgularda kanser cerrahisi yapılırken, aynı zamanda onarım süreci de başlatılıyor. ABD de geçtiğimiz yıl 93 bin kadına meme onarımı cerrahisi uygulandığı biliniyor. Ülkemizde ise bu sayı çok düşük… çünkü sahip olunan bilgi ve bilinç yetersizliği ülkemizdeki kadınların meme onarımını hala bir lüks olarak görmelerine sebep oluyor.  Meme onarımı ameliyatları hastaları fiziksel ve ruhsal olarak son derece olumlu yönde etkilerken; yaşam kalitelerini de yükseltiyor. Bu konuda bilgilendirilmeyen hastalar ise ne yazık ki önemli bir tedavi fırsatını kaçırmış oluyor” dedi.</p>
<p>Meme onarımı yaptırmayanlar sadece organlarını değil ailelerini de kaybedebiliyor…</p>
<p>DBE Kurucu Başkanı Psikolog Emre Konuk, 15 Ekim Meme Sağlığı Günü sebebiyle yaptığı konuşmada, kansere yakalanan hastaların, doku ve organ kaybı ile baş etme yöntemleri üzerinde dururken, özellikle genç yaştaki kadınların bu durumdan daha fazla etkilendiğini söyledi. Erken yaşta kansere yakalananların fiziksel görünümlerinin psikolojilerine önemli yansımaları olduğunu belirten Konuk, bu hastaların hayata tekrar bağlanması, yaşamsal süreçlerinin iyileşmesi ve hayat kalitelerinin artması için meme onarımlarının büyük önem taşındığını vurguladı. Organ kaybı yaşayan evli hastaların bu süreç içinde büyük özgüvensizlik yaşadığına değinen Konuk, hastalığın aile ilişkilerine de yansıdığı ve boşanmalara sebebiyet verebildiğinin altını çizdi. Kanser cerrahisi sonrası meme onarımı işlemlerinin hastaların psikolojisini son derece olumlu etkilediğini belirten Akın Yücel ise, onarım sürecinde hastanın hayata bağlılığının arttığını, hastalığa karşı mücadele isteğinin yükseldiğini ve bu durumdan eşler arasındaki dayanışmanın da olumlu etkilendiğini söyledi.</p>
<p>Psikolog Emre Konuk ise sözlerine şöyle devam etti: “Kanser, özellikle meme kanseri gibi hastalıklar ve organ kaybı, terk, ihmal, dışlanma, kayıp, özgüven yitimi ve benzeri gibi her zaman taşıdığımız temel bazı korkuları tetikler… Aşılması için bir şeyler yapılmazsa kalıcı hale gelir. Kişi normal olarak günlük yaşamında beslendiği kaynaklardan uzaklaşır ve büyük ölçüde, yaşadığı soruna odaklandığı bir yaşam ön plana çıkar. Bu travmatik bir yaşantıdır ve iş hayatından özel hayata tüm yaşama damgasını vurabilir. Sürecin daha en başında iken profesyonel bir yardım almanın önemli faydası vardır. Bu noktada yardım istenecek profesyonelin, travma ve travmatik yaşantı alanında deneyimli olması, çalışmanın verimini artırır.</p>
<p>Zaten problemli olan bir ilişki söz konusu ise hastalık ve sonrası süreç boşanmaya kadar gidebilir. Meme onarım ameliyatları, genelde hasta psikolojisini, aile yaşantısını ve kişinin kendisiyle olan ilişkisini olumlu yönde etkiler. Bu süreç kişinin kimliği ile ilgili sorunlar yarattığında profesyonel yardımın ihmal edilmemesi gerekir. Sorunların aşılmasında yakın aile bireylerinin ve diğer yakınlarının rolü büyüktür. Bu nedenle sorunun aşılmasına katkıda bulanabilecek herkesin profesyonel yardım sürecine dahil edilmesi yerinde olur. Sorunun çözümü ise temel korkuların giderilmesi ve hayatın eskisi gibi devam edebileceği duygusunun yeniden kazanılmasına bağlıdır.”</p>
<p>Çocuk doğurmadıysanız, erken adet gördüyseniz dikkat!</p>
<p>Meme kanseri, deri kanserlerinden sonra kadınlarda en sık görülen kanser türü. Kadınlarda kansere bağlı ölüm nedenleri arasında, akciğerden sonra meme kanseri ikinci sırada yer alıyor. Amerikan Kanser Derneği’nin verilerine göre dünyada her yıl 1,3 milyon kadına meme kanseri teşhisi konuluyor; her yıl 465 bin kadın ise bu nedenle hayatını kaybediyor. 1970’lerden bu yana meme kanserinin görülme sıklığında artış yaşanıyor. Bunun en önemli nedeni olarak tanı imkanlarının artması ve meme kanserlerinin çok erken evrelerde yakalanabiliyor olması gösteriliyor.</p>
<p>Yaşam tarzı meme kanserine yakalanmakta önemli etken oluyor. Çocuk doğurmayan, büyük şehirde yaşayan, erken adet görmeye başlayıp geç menopoza giren ve menopoz sonrası hormon kullanan kadınlar en büyük riski taşıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavirehberi.net/meme-onarimi-gereklimidir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kendimi Çirkin Hissediyorum!</title>
		<link>http://www.tedavirehberi.net/kendimi-cirkin-hissediyorum</link>
		<comments>http://www.tedavirehberi.net/kendimi-cirkin-hissediyorum#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Nov 2011 07:18:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Antidepresan]]></category>
		<category><![CDATA[Duygusal Ve Davranışsal Değişiklikler]]></category>
		<category><![CDATA[Erkek Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kadınların Güzellik Sorunları Ve Çözümleri]]></category>
		<category><![CDATA[Regl Dönemini Nasıl Sağlıklı Geçirebilirim]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Haberleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavirehberi.net/?p=9112</guid>
		<description><![CDATA[Pek çok kadın her ay benzer cümleleri kurup, aynı sıkıntıları yaşıyor. Aşırı duygusallık ve ağlama krizleriyle geçen adet dönemi, depresyona sürüklüyor. Memorial Hizmet Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Dr. Sevda S. Yurteseven, regl dönemini ruhsal anlamda sağlıklı geçirmenin yollarını anlattı: “Çoğunlukla adet döneminin öncesinde ortaya çıkan duygusal, fiziksel ve davranışsal değişiklere ‘adet öncesi disforik bozukluk’ deniyor. Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://i.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2011/05/05/-kendimi-cok-cirkin-hissediyorum--1323614.Jpeg" class="alignnone" width="355" height="355" />Pek çok kadın her ay benzer cümleleri kurup, aynı sıkıntıları yaşıyor. Aşırı duygusallık ve ağlama krizleriyle geçen adet dönemi, depresyona sürüklüyor.<br />
Memorial Hizmet  Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Dr. Sevda   S. Yurteseven, regl dönemini ruhsal anlamda     sağlıklı geçirmenin yollarını anlattı:</p>
<p>“Çoğunlukla adet döneminin öncesinde ortaya çıkan duygusal, fiziksel ve davranışsal değişiklere ‘adet öncesi    disforik bozukluk’ deniyor. Bu dönemde; karında ağrı, uykusuzluk ve aşırı uyku hali, iştahta artış, baş dönmesi, titreme, terleme, çarpıntı, mide   ve bağırsak bozulmaları, kas ağrıları, cinsel isteksizlik, ödem, migren atakları, memede hassasiyet, şişkinlikle halsizlik gibi pek çok fiziksel değişim görülüyor.</p>
<p>Regl dönemini ‘hastalık’ olarak görmeyin</p>
<p>Ağrılı adet genellikle genç kızlarda sık görülüyor. Özellikle cinsel kimliğin tam gelişmemesi, cinsellikten korkmak, beden bütünlüğüne kötü bir şey olması hissi genç kızlarda görülebiliyor. Cinsel olarak bastırılmış toplumlarda reglin ‘kötü’, ‘pis’, ‘hastalık’ olarak adlandırılması, genç kızların kafalarını karıştırıyor.</p>
<p>Hassas olduğunuzu yakın  çevrenizle paylaşın</p>
<p>Kadınların yüzde 90’ında regl öncesi ve sırasında öfke, huzursuzluk hisleri oldukça yüksektir. Normal zamanlarda daha fazla tolere edilebilen durumlar bu dönemde hayal kırıklığına yol açabilir. Regli şiddetli yaşayanlar yakın çevresine konuyla ilgili bilgi verebilir. Bunun bir sendrom olduğu, kendisine daha anlayışlı davranılması gerektiğini hatırlatabilir. Özellikle    ekonomik ve sosyal anlamda bağımsız kadınların bu dönemde daha çok ruhsal sorunlar yaşadığı, kültürün ruhsal   sorunların görülmesini desteklemediği ortamlarda fiziksel sorunlar yaşandığı görülüyor. Bu dönemde var olan psikolojik sorunlar şiddetlenebiliyor. Örneğin; depresyonda olan bir kişi, bu dönemde depresif duyguların artmasıyla intihara kalkışabiliyor.</p>
<p>Makyaj yapıp, kuaföre gidin </p>
<p>Regl döneminde pek çok kadın kendini çirkin hissediyor. Saçların şekle girmemesi, yüzdeki sivilceler, ödem ve kilo artışına adet sancısı da eklendiğinde hayat çekilmez hale gelebiliyor. Ancak bu dönemde aynalara küsmek yerine; hafif bir makyaj yapmak, kuaföre gitmek ya da güzel hissetmek için kendinize zaman ayırmak iyi gelecektir.</p>
<p>Açık havada yürüyüş yapın</p>
<p>Stres yaratacak ortamlardan uzak durulmalı, çeşitli egzersizler ve gevşeme teknikleri kullanmalı. Rahat kıyafetler ve müzik eşliğinde açık hava yürüyüşleri yapılabilir. Nefes egzersizleri ve meditasyon da öneriliyor.</p>
<p>Arkadaşlarınızla vakit geçirin</p>
<p>Bu dönemindeki olumsuz psikoloji kadınları yalnızlaştırabilir. Kişinin       arkadaşlarıyla yemeğe çıkıp, sinemaya gidip, hoşlandığı aktiviteleri gerçekleştirmesi psikolojisine iyi gelecektir.”</p>
<p>TERAPi SEÇENEĞi</p>
<p>Nasıl fiziksel direncimiz düştüğünde hastalıklara daha açık hale geliyorsak, duygusal direncimizin düştüğü noktalarda da-ki mensturasyon dönemi buna bir örnektir- anksiyete artar ve kaygı artışıyla başka pek çok psikolojik sıkıntı ortaya çıkabilir. Regl dönemini oldukça sorunlu yaşayan kadınların terapiye başvurması, bu dönemi daha rahat geçirmelerini, çözülmemiş sorunlarına bakabilmelerini, stresle mücadele tekniklerini öğrenebilmelerini sağlar. Ayrıca terapide; kadınlık algıları, cinselliğe ve doğurganlığa bakışları, eşle ilişkileri, orgazm sorunları çalışılarak rahatlama sağlanabilir.</p>
<p>ANTiDEPRESAN kullanımı</p>
<p>Ülkemizde yapılan bir çalışmada; regl öncesi dönemde olumsuz ruhsal belirtilerin daha sık ortaya çıktığı ve bunların<br />
şiddetinin, regl sonrasına göre daha yüksek olduğu saptandı.<br />
Regl öncesinden başlanarak kullanılan antidepresan ilaçlar bu sürece olumlu etki yapabiliyor.</p>
<p>DUYGUSAL VE DAVRANIŞSAL DEĞiŞiKLiKLER</p>
<p>* Gerginlik<br />
* Endişe<br />
* Öfke<br />
* Depresif duygu durum<br />
* Ağlama<br />
* Kendini beğenmeme<br />
* Sabırsızlık<br />
* Alınganlık<br />
* İçe kapanma<br />
* Dikkatsizlik<br />
* Unutkanlık<br />
* Sinirlilik<br />
* Tahammülsüzlük</p>
<p>Bu belirtilerden birkaçı, çoğu kadının regl döneminde görülebilir. Bu bozukluklar kişinin yaşamını çok fazla etkilemediği takdirde tedavi önerilmez.  Ancak bir sene boyunca bu belirtilerden en az beş tanesi birlikte görülüyorsa, kişinin özel ve iş yaşamını, işlevselliğini etkiliyorsa bu durumda bir uzmandan yardım almakta fayda var.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavirehberi.net/kendimi-cirkin-hissediyorum/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Meme Kanseri İlacına Yasak!</title>
		<link>http://www.tedavirehberi.net/meme-kanseri-ilacina-yasak</link>
		<comments>http://www.tedavirehberi.net/meme-kanseri-ilacina-yasak#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Nov 2011 07:12:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi]]></category>
		<category><![CDATA[FDA]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri Çözümleri]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri İlacı]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri İlacına Yasak]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanserinden Nasıl Korunabilirim]]></category>
		<category><![CDATA[NICE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavirehberi.net/?p=9110</guid>
		<description><![CDATA[Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) dünyada en çok satılan meme kanseri ilacı olan Avastin’in artık tedavide kullanılamayacağını açıkladı. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) dünyada en çok satılan meme kanseri ilacı olan Avastin’in artık tedavide kullanılamayacağını açıkladı, bu konudaki ruhsatını iptal etti. FDA’dan Margaret Hamburg, Avastin’in meme kanseri tedavisinde güvenli ve etkili olmadığını ancak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://www.saglikaktuel.com/images/news/meme-kanseri-ilacina-yasak-8517.jpg" class="alignnone" width="300" height="180" /><br />
Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) dünyada en çok satılan meme kanseri ilacı olan Avastin’in artık tedavide kullanılamayacağını açıkladı. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) dünyada en çok satılan meme kanseri ilacı olan Avastin’in artık tedavide kullanılamayacağını açıkladı, bu konudaki ruhsatını iptal etti. FDA’dan Margaret Hamburg, Avastin’in meme kanseri tedavisinde güvenli ve etkili olmadığını ancak kolon, akciğer ve beyin kanseri tedavileri için satışına izin verilebileceğini açıkladı.</p>
<p>Daha önce 2 kez reddedildi</p>
<p>FDA Aralık 2010’da da aynı yönde bir karar vermiş ve Avastin’in meme kanseri tedavisinde kullanılamayacağını bildirmişti. O dönem açıklamayı yapan FDA Kanser İlaçları Bölüm Başkanı Richard Pazdur hayati tehlike oluşturan yan etkileri düşünüldüğünde Avastin’in sağladığı yararların bu olumsuz yan etkilerin çok altında kaldığını ifade etmişti. Kararın ardından Avastin’in üreticisi İsviçreli Roche şirketinin, ilaç FDA’in onayını yitirirse milyonlarca dolar zarara uğrayacağı öngörülmüştü. Bu kararın ardından ABD’di doktorlar hastalarına Avastin reçetesi yazmayı sürdürmüş ancak FDA onayı olmladığı için sigortalar ilacın parasını ödememişti. FDA, iki günlük bir tartışma sonrasında Temmuz 2011’de de aynı yönde bir karar vermişti.</p>
<p>Ölüm riskini arttırıyor!</p>
<p>2011 Şubat’ında ise Amerikan Tıp Birliği Dergisi’nde yayımlanan bir araştırmada Stony Brook Üniversitesi Tıp Merkezi’nden bilim insanları, Avastin’in kemoterapi ve biyolojik terapide kullandığı araştırmaları inceledi. Araştırma sonucuna göre kemoterapinin tek başına kullanıldığı tedavilere, Avastin’in eklenmesiyle ölüm riskinin 1.5 kat arttığı bildirildi. Biyolojik tedavi alırken Avastin alan hastalarda ise ölüm riskinin 3.5 kat arttığı ifade edildi.</p>
<p>Türkiye’de fiyatı 2 bin 628 lira</p>
<p>2011 Haziran’ında ise FDA, Avastin’in körlüğe ve ciddi göz enfeksiyonlarına sebep olduğunu duyurdu. Avastin’in Türkiye’de de meme kanserinde kullanılmasına izin verilmiyor ve sadece metastatik kolon kanserlerinin tedavisinde kullanılmasına izin veriliyor. 100 miligramlık Avastin’in Türkiye’deki satış fiyatı 677 lira. 400 miligramlık olanın satış fiyatı ise 2 bin 628 lira.</p>
<p>İngiltere Ulusal Sağlık ve Klinik Mükemmelleştirme Enstitüsü (NICE) ise 2010 Kasım’ında ilacın İngiltere’de metastatik kolon kanserinde kullanılmasını tekrar reddetti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavirehberi.net/meme-kanseri-ilacina-yasak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Canınızı Sıkan Ülser Sorunu</title>
		<link>http://www.tedavirehberi.net/caninizi-sikan-ulser-sorunu</link>
		<comments>http://www.tedavirehberi.net/caninizi-sikan-ulser-sorunu#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Nov 2011 18:32:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Mide Ülseri Kimlerde Daha Çok Görülür]]></category>
		<category><![CDATA[Mide ülseri olan hasta için yasak olan yiyecekler]]></category>
		<category><![CDATA[Mide ülseri tedavisi öncesi ve sonrası yapılması gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Mide ülserinin sebepleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ülser]]></category>
		<category><![CDATA[Ülser Nasıl Tedavi Edilir]]></category>
		<category><![CDATA[Ülser Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Ülser Sorunu Nasıl Çözülür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavirehberi.net/?p=9108</guid>
		<description><![CDATA[Günümüzde sağlıklı beslenmeyen pek çok kişi mide ağrısından şikâyetçi. Sinir bozukluğu, midede asit fazlalığı, zamanında ve iyi tedavi edilmeyen gastrit, mide zafiyeti, karaciğer yetersizliği veya safra azlığı, kalp hastalıkları, sindirilmesi güç yiyeceklerin aşırı derecede kullanılması, haddinden fazla sigara, çay, kahve veya asit yapıcı meşrubat içmek, alkol kullanmak veya bazı ilaçların uzun süre kullanılması mide ülserini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://i.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2011/11/15/ulser-caninizi-sikmasin--1766545.Jpeg" class="alignnone" width="298" height="286" /><br />
Günümüzde sağlıklı beslenmeyen pek çok kişi mide ağrısından şikâyetçi.<br />
Sinir bozukluğu, midede asit fazlalığı, zamanında ve iyi tedavi edilmeyen gastrit, mide zafiyeti, karaciğer yetersizliği veya safra azlığı, kalp hastalıkları, sindirilmesi güç yiyeceklerin aşırı derecede kullanılması, haddinden fazla sigara, çay, kahve veya asit yapıcı meşrubat içmek, alkol kullanmak veya bazı ilaçların uzun süre kullanılması mide ülserini doğuran nedenler arasında yer alır.</p>
<p> Kafein gibi mide asitlerinin üretimini fazlalaştıran maddeler ise ülser riskini yukarı çeken ve sancıyı arttıran maddeler olarak bilinir. Mide ülserinin ilk aşamasında teşhis edilip, tedaviye başlanmasının çok önemli olduğunu vurgulayan Medline Acil Operasyonlarından Sorumlu Direktör Dr. Barış Mutluer, mide ülserinde yapılan yanlışlar ve ağrılarla nasıl başa çıkılacağı hakkında bilgi veriyor…</p>
<p> Mide Ülseri nedir?</p>
<p> Gastrik ülser olarak da adlandırılan mide ülseri, midenin iç kısmında sancıya sebep olan yaralı bölgedir. Midenin iç yüzündeki belirli bir kısmın aşınması sonucu meydana gelen yaraya mide ülseri denir. Midenin iç kısmında mukusu üreten hücrelerden oluşan bir tabaka bulunur. Mukus, mideyi mide asitlerinden ve sindirim sıvılarından korur. Bu koruyucu tabaka zarar gördüğü zaman ülser ortaya çıkar.</p>
<p> Mide ülserinin semptomları nelerdir?</p>
<p>    * Özellikle karnın üst orta taraflarında meydana gelen kemirici ve yanıcı ağrı<br />
    * Mide ekşimesinden kaynaklanan göğüste yanma<br />
    * Mide bulantısı<br />
    * Antasit (mide asidini azaltıcı) içeren bir şey yendiğinde ya da içildiğinde geçebilen ağrı<br />
    * Yemeklerden birkaç saat sonra veya yemeklerden önce artabilen ağrı<br />
    * Geceleri sizi uyandıran ağrı</p>
<p>Nasıl teşhis edilir?</p>
<p>Doktorunuzun kontrolünden sonra aşağıdaki testlerin bir ya da birden fazlası uygulanabilir:</p>
<p>    * H. pylori bakterisini kontrol etmek için kan testi<br />
    * Kanayan ülserden kaynaklanabilecek kan testi için dışkı örneği<br />
    * İç kanamanın bir işareti olabilecek anemi (kansızlık) için test<br />
    * Üst endoskopi; bu yöntemle, doktorunuz ucuna kamera yerleştirilmiş ince, esnek bir hortumun yardımıyla ağzınızın içinden midenize kadar inerek ülseri görebilir.<br />
    * Biyopsi, endoskopi sırasında bir miktar doku alınarak kanser ve enfeksiyona karşı laboratuarda test edilir.</p>
<p> Nasıl tedavi edilir?</p>
<p>Tedavilerin amacı ağrıyı azaltmak, ülseri iyileştirmek ve komplikasyonları önlemektir. Tedavi ülserin tekrar nüksetmesini engeller. Eğer belirtiler ciddiyse ya da kanama gibi önemli komplikasyonlar varsa tedavinin ilk aşamasında hastanede kalmak gerekebilir.</p>
<p>Bazen yeni ülserleri engellemek için ilaç alınabilir; 1–2 hafta süreyle antibiyotik kullanmanız gerekebilir. Asidi azaltmak için 6 hafta süreyle ilaç alabilirsiniz. Yeni ülserlerin ortaya çıkmasını engellemek için ise aylarca ilaç kullanmak gerekebilir.</p>
<p> Mide ülserinin sebepleri;</p>
<p>    * Mide ülserlerinde en çok görülen sebeplerden biri olan Helicobacter pylori (H. pylori) denilen bakterinin bulunması<br />
    * Midenin iç kısmının mide asitlerine olan dayanıklılığının azalması<br />
    * Mide asidinin fazla üretilmesi</p>
<p>Mide ülserleri şu kişilerde daha fazla görülür;</p>
<p>    * Sürekli iltihap önleyici ilaçlar alanlarda<br />
    * Sigara içenlerde</p>
<p>Mide ülseri olan hasta için yasak olan yiyecekler;</p>
<p>Alkollü içecekler, hazır meyve suyu, çay, kahve, kakao, boza, limonata, kola, gazoz, yağda kızartılmış yumurta, kurubaklagiller, hazır çorbalar, et suyuyla yapılan çorbalar, kızartmalar, baharatlar, ketçap, salça, turşu, hardal, soğan, sarmısak, salamura gıdalar, sosis, sucuk, salam, çikolata, kurutulmuş meyveler, margarin, çiğ sebzeler, kabuklu soyulmamış taze ve ham meyveler.</p>
<p>Mide ülseri tedavisi öncesi ve sonrası yapılması gerekenler;</p>
<p>    * Tedavi süresince istirahat edin.<br />
    * Yemeklerinizi, her gün belirli saatlerde yiyin.<br />
    * Bağırsaklarınızın düzenli bir şekilde çalışmasını sağlayın.<br />
    * Sigara, çay, kahve ve alkolü bırakın.<br />
    * Diş sağlığına önem verin.<br />
    * Süt ve sütlü yiyecekler, yumurta, tereyağı, pelte ve haşlanmış balık, sebze püreleri ve patates yemeğini sofranızdan eksik etmeyin</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavirehberi.net/caninizi-sikan-ulser-sorunu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İpana Clinic Line</title>
		<link>http://www.tedavirehberi.net/ipana-clinic-line</link>
		<comments>http://www.tedavirehberi.net/ipana-clinic-line#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Nov 2011 18:29:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Macunu Nasıl Kullanılmalı]]></category>
		<category><![CDATA[Dişler Günde Kaç Defa Fırçalanmalı]]></category>
		<category><![CDATA[En Etkili Diş Macunu]]></category>
		<category><![CDATA[İpana]]></category>
		<category><![CDATA[İpana Clinic Line]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Dişlere Nasıl Sahip Olurum]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni İpana Diş Macunu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavirehberi.net/?p=9106</guid>
		<description><![CDATA[İpana Clinic Line, hassasiyeti anında giderir ve önler. Çoğu kişi hassasiyeti sıcak veya soğuk yediğinde hissettiği sızlamadan ibaret sanır. Oysa hassasiyet, diş minesi ve diş eti problemlerinin semptomudur. Bu problemler, tübülleri açığa çıkarır. Sıcak ve soğuğun tübüllere teması da sızlamaya sebep olur. İpana Clinic Line, Stannous Complex teknolojisi ile hem sızlamayı anında giderir, hem de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://i.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2011/11/16/ipana-clinic-line-1768226.Jpeg" class="alignnone" width="556" height="200" /><br />
İpana Clinic Line, hassasiyeti anında giderir ve önler.<br />
Çoğu kişi hassasiyeti sıcak veya soğuk yediğinde hissettiği sızlamadan ibaret sanır.</p>
<p>Oysa hassasiyet, diş minesi ve diş eti problemlerinin semptomudur.</p>
<p>Bu problemler, tübülleri açığa çıkarır. Sıcak ve soğuğun tübüllere teması da sızlamaya sebep olur.</p>
<p>İpana Clinic Line, Stannous Complex teknolojisi ile hem sızlamayı anında giderir, hem de diş minesi ve diş eti problemleri gibi hassasiyetin ana nedenlerini önler.</p>
<p>*Diş eti problemleri ve diş minesi erozyonuna karşı gelişmiş bir koruma sağlayarak, gelecekte oluşabilecek hassasiyeti önler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavirehberi.net/ipana-clinic-line/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nar Suyu</title>
		<link>http://www.tedavirehberi.net/nar-suyu</link>
		<comments>http://www.tedavirehberi.net/nar-suyu#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Nov 2011 18:25:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[Erkek Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Nar Suyu]]></category>
		<category><![CDATA[Nar Suyu Faydaları]]></category>
		<category><![CDATA[Nar Suyu Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Nar Suyu Nasıl Çıkarılır]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Hakkında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tedavirehberi.net/?p=9104</guid>
		<description><![CDATA[Tüketimi son günlerde artan nar suyunun antioksidan özelliğinin yanı sıra içerdiği vitamin ve minerallerle vücut direncini artırdığı bildirildi. Prof. Dr. Tetiker: &#8220;Kalp ve damar hastalıklarını önleyici özelliği olan nar suyu, kış aylarında hastalıklara karşı bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesine de katkıda bulunuyor&#8221; Asitli içeceklerin yerine tavsiye edilen ve tüketimi son günlerde artan nar suyunun antioksidan özelliğinin yanı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://i.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2011/11/18/sofralarin-yeni-gozdesi-nar-suyu-1774016.Jpeg" class="alignnone" width="355" height="517" /><br />
Tüketimi son günlerde artan nar suyunun antioksidan özelliğinin yanı sıra içerdiği vitamin ve minerallerle vücut direncini artırdığı bildirildi.<br />
Prof. Dr. Tetiker: &#8220;Kalp ve damar hastalıklarını önleyici özelliği olan nar suyu, kış aylarında hastalıklara karşı bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesine  de katkıda bulunuyor&#8221;</p>
<p> Asitli içeceklerin yerine tavsiye edilen ve tüketimi son günlerde artan nar suyunun antioksidan özelliğinin yanı sıra içerdiği vitamin ve minerallerle vücut direncini artırdığı bildirildi.</p>
<p>Tüketimin son günlerde ardan ve uzmanlar tarafından sağlık açısından faydalı olduğu belirtilen nar suyu, Adana’da hemen hemen her köşe başında satışa sunuluyor.</p>
<p>Vatandaşlar tarafından yoğun ilgi gören nar suyunun bardağı ise 2-2,5 liradan satılıyor.</p>
<p>Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tamer Tetiker, AA muhabirine yaptığı açıklamada, narın içeresinde barındırdığı vitamin ve mineraller bakımından son derece sağlıklı bir meyve olduğunu söyledi.</p>
<p>Narın antioksidan özelliğe sahip olduğunu belirten Tetiker, &#8220;Narın ayrıca damarları koruyucu özelliği de var. Kalp damar hastalıklarını önleyici özelliği olan nar suyu, kış aylarında hastalıklara karşı bağışıklık sistemini kuvvetlenmesine de katkıda bulunuyor&#8221; dedi.</p>
<p>Asitli içeceklerin vücudun gelişimini olumsuz etkilediğini belirten Tetiker, vatandaşlardan asitli içecekler yerine soğuk kış aylarında nar suyu tüketmelerinin sağlık açısından yararlı olacağını ifade etti.</p>
<p>Bardağı 2-2,5 lira</p>
<p>Adana’da nar suyu satışı yapan Zarife Evren, Mersin’in Tarsus ilçesinden getirdikleri narların suyunu sıkarak bardağı 2-2,5 liradan tüketiciye sunduklarını söyledi.</p>
<p>Evren, nar suyunun sağlık açısından son derece faydalı olduğunu belirterek, vatandaşların yoğun ilgi gösterdiğini ifade etti.</p>
<p>Satışlardan memnun olduklarını anlatan Evren, &#8220;Her gün 100 bardak nar suyu satıyoruz&#8221; dedi.</p>
<p>Sefa Savatlı ise her gün nar suyu içtiğini ifade ederek, &#8220;Nar suyu insana enerji veriyor. Asitli içecekler yerine nar suyunu tercih ediyorum&#8221; diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tedavirehberi.net/nar-suyu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

